sanat ve sevgi kalbten kalbe giden en kısa yoldur








Hüzün

Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir
Gönlümün kıyısına vurur
Aşınan kayalar gibi ruhum
yorgun suskun öylece durur
Islak kumlara yazılmış hikayeler
Ummana karışır silinir yavaş yavaş
Her dalga ömrümden bir şeyler koparır
Ağır ağır sönen gönlüm
sakin koyları özler
Son kum tanesi olana kadar
Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir
Gönlümün kıyısına vurur
Son kum tanesini alana kadar
 

Beste: Pr Dr Selahaddin İçli
Güfte: Cansın Erol

Yorumlar (4) | 09 Mart 2007 | BESTELENMİŞ ŞİİRLERİM

Üretmek ve paylaşmak.
Bilgiyi, düşünceyi, sevgiyi, güveni, dostluğu aklınıza gelen her şeyi paylaşabilmek. Ve bunun bir tanesini bile yapabilmek. Kanla, kasla, sinirlerle vs, oluşturulmuş bedenimizi, ruh denilen ayrıcalıkla besleyebilmek. Yaşam denilen kısa ve zorlu yolun acımasızca vuran dalgalarında, estetik ve güzelliklerle sörf yapabilmek. Hayal sınırlarının ufkunda, başka, başka ufuklara açılmak. Koklamakla solan nahif bir gül yaprağının bile yağını çıkaran insan..Ve yine o insanın bir gül kokusunda yarinin kokusunu hissetmesini anlayabilmek. 


İstanbul'dayken kadavra müzesini ziyaret etmiştim. Daha doğrusu fena olurum diye gitmek istememiştim ama oğlum öylesine ısrar ettiki, mecburen ona eşlik ettik gelinimle. Dr. Günter Won Hegens ve ekibinin çok emek ve özel işlemlerle yapılmış çalışmasının ürünü olanYaşam döngüsü - sergisini keşke herkes görebilse-Gerçek, gönüllü kadavralarda her yönüyle insan mucizesini görmek çok etkileyici. Müzeden çıktığım zaman hissettiğim duyguları anlatamam size. Belki bakış açısına göre değişebilir ama, benim duyduğum sonsuz bir hayranlık ve Allah'a inancımın doruğa çıkmasıydı. Evet insan ve bütün yaratılalanlar anlatılamaz boyutta bir sanat eseri. (Keşke insanoğlu bunun farkında olabilse. En azından saygı duymaya kendini mecbur hissederdi.) 

Sonra, maddi varlığımızın dışında bizi donattığı gözle görülemeyen ama bizi biz yapan manevi güzellikleri düşündüm. Her insanın iç dünyasının tek, tek resmi çekilebilse neler, neler görürdük diye hayal ettim. Kavgalar, hırs, kıskançlık, acımasızlıklarla kirlenmemiş rengarenk bakmaya doyulmayan o müze gezmekle bitmezdi herhalde. 

Sonra bütün bu düşüncelerin ışığında uzun bir yolculuk başladı içimde. Aşk, sevgi, estetik vs, gibi güzel duyguların birleştiği olgu, sanat oldu ilk durağım.
Sanat o büyülü kelime. Yaratıcılık.Güzeli yaratmak. Estetik. Yani denge, oran, iyilik, doğruluk, duygu ve ahlak. 

İnsan bir sanat eseriyse yaradanın, o zaman her insanın içinde bir sanat eseri olmalı, bana göre de var zaten.
Ama yaşam herkese eşit davranmıyor maalesef. Önce genetik verilerimiz, sonra doğmamıza sebeb olan ailemiz, çevremiz, bulunduğuğumuz toplum, yaşadığımız koşullar, ülkemiz ve yapımız, varolduğumuz değil varolabildiğimiz şekle sokuyor bizi. Bir kısmımız duygularının ne olduğunun farkına varamadan, vardırılmadan bir hayat göçü yaşıyor. Bir çoğumuz içinde varolanı ifade edemiyor. Çevre baskısı, korkular, yaşam kavgası, engellemelerle yok olup gidiyor.
Eskilerin deyimiyle yaşam zor zanaat. 


Bütün bu zorlukların ışığında aslında sanat ve sevgi, hayatı yumuşatan, incelten ve mana katan en büyük etken ve birleştirici etken. 

Biraz kenarından bulaşmış bir insan olarak ve yaşımın birikimleriyle rahatlıkla söylüyorum bunu. Hayatın bütün acımasızlık ve sertliklerine rağmen sertleşmemem ve ne olursa olsun sevgiden vazgeçmememde şiirin, müziğin etkisi yadsınamaz. Ben şanslıydım. Gerçek sanat insanlarıyla beraber olabildim. Onlardan öğrendiklerim, paylaştıklarım hazinem oldu. Beni çoğalttı. Bütün bunları sizlerle sizlerle paylaşacağım diğer yazılarımda. 


Dilimizde, olmayacak şeyleri düşünenlere hayalci derler..Hatta bu kelime çoğunlukla küçümsenerek söylenir.Ama şöyle etrafınıza bakınız, oturduğunuz koltuk bile bir hayalin düşünceye sonrada eyleme dönmüş halidir. Sahip olduğumuz her şey böyle oluşmuş. Duyguların oluşumu tekamülü ve yücelişide böyledir. Yüce bir dağın doruğuna çıkarsanız duygularınızda, oradaki büyüleyici sessizlık ve güzellikte doğanın şarkısını duyarsınız rüzgarlarla. 

Hayalci olmak değil, ama arada yorulan bedeni hayalle dinlendirmek kendi içindeki şiiri, müziği duymak, kimsenin bilmediği renklerle resimler yapmak, ve kendi romanını sevgiyle yazmak. Dışardaki dünya aynı kalsada, o yolculuktan döndüğümüz zaman dünyamıza belkide başka gözle bakmayı düşünebiliriz. 

İşte müzikde sanatın böyle bir eylemi. Müzik insan ruhu üzerindeki etkileriyle, insanlık tarihi boyunca bilinmiş ve tarif edilmiştir. 

Milattan 1000 yıl önce yazılan Konfiçyüs'ün eserleri arasında ''Büyük Bilgi ve Müzik hakkında Notlar ''adlı kitapta ''Musikinin, İmparatoru devirebilecek devlet düzenini değiştirebilecek bir güce sahip olduğu yazılır. Tabii Konfiçyüs bugünleri bilemezdi. Devlet düzeni ve kavram kargaşalarıyla değer yargıları ve sanatın ne hallere gelebileceğini de.. Şiirin, müziğin insanı olumlu yönde etkileyen ve karakter özelliklerini iyiye, güzele ve ahlaka doğru geliştirmesi onun ancak doğru yollarda gelişmesiyle olduğu bilinen bir gerçek.!!! Ve sanatın tıpkı bilim gibi sonsuz düşünce ve hayal özgürlüğünde geliştiğide. 

Müzik, beste, şiir . Dostlarım; maddi varlığımızın nasıl yemek içmek vs gibi gereksinimleri varsa yaradanın aksi olan manevi varlığımızında beslenmeye ihtiyacı var. Maalesef teknolojinin durmadan geliştiği, maddiyatın egemen olduğu, ve yalnızca güçlünün siyasal sistemlerle yürüttüğü günümüzdeki hayat şartlarını hepimiz görüyor ve yaşıyoruz. 

Sanata gönül vermiş insanlar maneviyatla güç kazanır. Ama sevgi sözcüğünün abartılı bulunduğu, sanatın manasının değiştiği bu günün dünyasında, bizim gibileri kendi dünyamıza hapsediyor biraz. Ben şanslı bir insanım. Dostluğu, sevgiyi, güzellikleri paylaşabildiğim güzel insanlarım var. Sert, katı ve acımasız dünyamızda manevi iç güzellikleri, ve onunla beslenmemiz gerektiğini hiç bıkmadan yazacağım, elimden geldiğimce. 

Hepinizi gönlümle kucaklıyorum. 

'''Eğer gerçek sanatsa kapısını çaldığınız, lütfen gönlünüzün düğmelerini ilikliyerek girin içeri.''. 

''Varlığımı hapseden ne kadar zincir varsa, ruhumdaki sevgi ve sanat anahtarıyla açıldı'' 

 

 

Yorum Ekleyin | 03 Temmuz 2009 | Kendi yaptığım yağlı boya tablolar
Yorum Ekleyin | 03 Temmuz 2009 | Kendi yaptığım yağlı boya tablolar
Yorumlar (1) | 03 Temmuz 2009 | Kendi yaptığım yağlı boya tablolar
Yorum Ekleyin | 03 Temmuz 2009 | Kendi yaptığım yağlı boya tablolar
Yorumlar (1) | 03 Temmuz 2009 | Kendi yaptığım yağlı boya tablolar
Yorum Ekleyin | 03 Temmuz 2009 | Kendi yaptığım yağlı boya tablolar
Yorum Ekleyin | 03 Temmuz 2009 | Kendi yaptığım yağlı boya tablolar
Yorum Ekleyin | 03 Temmuz 2009 | Kendi yaptığım yağlı boya tablolar
Yorumlar (1) | 03 Temmuz 2009 | Kendi yaptığım yağlı boya tablolar
Yorum Ekleyin | 03 Temmuz 2009 | Kendi yaptığım yağlı boya tablolar
Yorum Ekleyin | 03 Temmuz 2009 | Kendi yaptığım yağlı boya tablolar

Yıl 1942...Gencecik bir öğretmen, askerlik görevini yapmak üzere teğmen olarak Gelibolu'ya gelir.Yanında yeni evlendiği kendi gibi öğretmen olan hamile eşiyle. Dünya İkinci Cihan savaşını yaşamaktadır.Balkan hududunda Almanlar.Türkiye savaşa girmemek için bütün çabasını gösterirken, yaşanan sıkıntılar had safhadadır. Büyük şehirlerde ekmeğin,şekerin vesikayla verildiği günlerde, Gelibolu'daki köylüler otları depo ederek  yiyecek stokları yapmaya çalışırlar.
Genç çift yaşadıkları o zorlu günlerde, çok yakın dostlar edinirler.Onlardan biride şair Orhan Veli'dir.
Genç çiftin bu arada bir kızları olur. İsmini Orhan Veli koyar.
Ayla..
Ama bebek oradaki zor şartlar ve doktor yokluğundan,maalesef kaybedilir.
Genç çift acıyla biraz kendi içlerine kapanır.Kimseyle görüşmez olurlar.
Orhan Veli ne yapsa bu acı duvarlarını yıkamaz uzun süre.
Sabreder,sabreder,bir gece atlar atına dayanır kapılarına...Kapıda kapı hani.
Ev de derme çatma bir kulube...Girer içeri doğru yattıkları odaya girer atla.
Genç çift korku şaşkınlıkla fırlarlar yataklarından.
At Orhan Veli ve bizimkiler otururlar odanın ortasına.Ellerinde üç plastik bardak,içer dertleşir ağlarlar.Sabah gün ışırken, top sesleri altında gülme krizleriyle ayrılır Orhan Veli Evden atıyla.
O genç öğretmen benim annem ve bababamdı.İlk evlatlarını gelibolu'da bıraktılar.Ama orada geçen üç yıl hep taze anılarla yaşadı bizim dünyamızda..
Babam bunları bana anlatırken hem gözü dolar hemde gülerdi...Babam kkısa bir süre sonra İkinci askerlik için Diyarbakır'a gitti.Orada askerlik yaptığı 4 yıl boyunca çoğunlukla yalnızdı.O devrede yazılmış çok güzel sevda ve aşk şiirleri vardır.
Orhan Veli Ankara'daki iki katlı evimize sık,sık gelirdi.Çok güzel şiir yazan babamla  iyi anlaşırlardı.İkisi de genç  ve o günün yönetimlerine ters düşen idealistleriydi. Orhan Veli çok güzel karikatürlerde yapardı.Hatta babamın asker kıyafetiyle yaptığı bir karikatürüde var.
Ama maalesef Hürriyet gazetesinin  bir muhabirinin benimle yaptığı bir röportaj için aldığı o karikatür ve resimleri hala alamadım .Tekrar duyurulur..
Hayatın koşuşturmaları ve hızı arasında,bazı yaşadıklarımız normal şeylermiş gibi geçip gidiyor.Ama yıllar geçip anılar tortulandıkça,insan o zaman anlıyor kıymetini.Babamın, büyüklerimin,  güzel insanların, dostlukların bana masal gibi gelen anlattıkları ve yaşattıkları bu gün paha biçilmeyen hazinelerim.

Öğretmen,ilk pilotlardan,şair babam benim nur içinde yat.
29 Ekim 1979 da yazdığı bir şiir;

Ata'ya Özlem

Atam sen gideli kalmadı nimet
Kapladı vatanı sanki bir illet
Seninle var oldu bu yüce millet
Kenarda köşede kaldı yüceler,
Meclisine doluştu bazı cüceler...

Bütün düşmanları dize getirip,
Büyük Cumhuriyetini emanet edip
Rahat ve huzurla dünyadan gidip,
Bıraktığın gençler kan davasında
Analar-babalar can davasında...

Yeşil Türkiye'de orman kalmadı,
Vatandaşta borçtan derman kalmadı,
Namussuzlar için ferman kalmadı
Sanırsın memleket susuz çöl oldu
Vurguncu kasası bitmez göl oldu...

Yarının büyüğü sahipsiz gençler
Sağcı-solcu diye cinayet işler
Kana buladıdılar yabancı güçler,
Geri kalmışlığa mahkum oldu Türk
Yandı memleketim büyük Atatürk...

Babam 1942 de buna benzer şiirler yazmış 1979 DA yukardaki şiiri...
yıl 2009 Ve yorumsuz...


1976da bana doğum günümde armağan ettiği bir akrostiş şiiri.

Hasret

Canım güzelim,gülüm güzel yüzlü Cansın'ım
Anarım hayalini bucak,bucak sevgilim,
Neler yazmak isterim,sazlı sözlü Cansın'ım,
Anmak isterim seni kucak,kucak sevgilim.

Işık,ışık çocuklar seni anımsatırlar,
Ne yazsam yavan kalır,şu çaresiz satırlar..
Ali Demircan.
Sevgilerimle

 

 

 

 

 

Yorumlar (1) | 02 Mayıs 2009 | MUSIKİNİN SANATIN USTALARI

Güneşin battığı yerde

Güneşin battığı yerde bir dönülmez ufka gittin
Beni böyle dertli garip bitkin bıraktın
Gittiğin gün gibi sessiz
Seninle doluyum sensiz
yalnız bıraktın

Zaman hiç geçmemiş gibi
Sensiz yaşanmamış gibi
Sana geleceğim
Dudağında yarım kalan
Hazin hüzzam şarkılardan yanmış geleceğim

Yaşamaktan başka söyle
Aramızda farkmı kaldı
cansın derdin can mı kaldı
Duman olup geleceğim
 

Beste:Pr.Dr.Selahaddin İçli
Güfte:Cansın Erol

Yorumlar (7) | 09 Mart 2007 | BESTELENMİŞ ŞİİRLERİM
Ara
Sanat ve sevgi kalpten kalbe giden en kısa yolmudur
Evet
Hayır
bilmiyorum