sanat ve sevgi kalbten kalbe giden en kısa yoldur
Trenden Anadolum
BİYOGRAFİ
Mayıs 2007
PzrPztSaÇaPeCuCts
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031
Yıllık Arşiv
Son Fotoğraflar
Oğlum İtalyan arkadaşıyla Ani Harabelerinde
hAYATA BAKIŞ
YAVRU KEDİ
Işığa bakan kadın
Çiçekler
Trakya
KEKOVA
Rüyadaki ev
Anneanemin perdeleri
Ana Sayfa > Arşiv > 07 Mayıs 2007
Arşiv > 07 Mayıs 2007

Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş

Mevlana

Büyümek bir zaman değildi. Büyümek bir ya da birkaç yerdi. Ben enstantanelerle büyüdüm, projektör makinasından atlar gibi. Hayata poz vere vere, aralarında siyah karanlık aralıklar tıkırdatarak. Hatıralarım yaşamadıklarımdır böylece.

 

Eğer yaşamın kilidiyse hareket, o kilidin anahtarı da gitmek olsa gerek…

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
Aynı mahallede kocayacaksın;
Aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma,
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.

Kavafis

Kimi sözcükler büyüsü kendinden menkul bir hüzünle birlikte yürürler. Çekildikçe uzarlar, uzadıkça kısalırlar. Tıpkı masallardaki gibi; dere tepe düz gittim, dönüp baktım ki bir arpa boyu yol gitmişim. İşte böyle bir çelişkiyi barındırırlar bünyelerinde.

İşte size sihirli bir sözcük; gitmek, ister uzatın, ister kısaltın. Nereye çekerseniz oraya gidebilir. Bir köpek kadar sadık, bir akrep kadar kalleş olabilir. Gurbetten gitmek, yurda dönmekmiş; varmak için gitmek gerekliymiş ve her gün yatağımızdan kalkıp kapıyı açınca yeni bir yerlere gidermişiz. Öyle söylerler. Söylenenler doğru mudur?

 

Yazı, yolculuğumuzun sınırlarını belirler…

Duygularım sözün kıyısına vuracak da bir yazının yolunu gözleyeceğim, dediğim çok olmuştur.

Yazı ya da şiir, hep beklemeyi öğretir bize. Çünkü içimizde hayatı alabildiğine yaşamayı arzulayan biri vardır: Çabalar durur. Bir ifadeye taşınmak ister. Yazı, şiir, beste ya da resim olmak için dilin kulağına bir müjdeyi fısıldar zaman zaman. Ne var ki sınırlandırmalarla karşı karşıya kalır. Sınırlara alışan ise bizizdir.

Hayatın yoğun bir anında duygularımız bize kendini hissettirir. Bereketsiz bir zamanda ise içimizin ötelerine çekilir.

İçimizde kendi hayatını bir türlü yaşamayan duygular barınır. Ve hep dışa aksetmek isteyen, bir ayna arayan hayaller vardır.

Bir gülü tanımlamak isteriz. Kâinatı yorumlamak arzusuna kapılırız. Rüzgarla bir yerlere taşınmak, kısacası kendimizi çözümlemek çabasına düşeriz. Bütün bunlar için kalbin kıyısında bekleriz. Bir şeyleri gün ışığına tutarız da. Yağmur şiirini yazarız ama yağmur, şiirin kendisinden esinlendiğini bilir mi? Bulutlar ya da çiçekler yazımızdan yansıyacak aşinalığı bulur mu? O çok sevdiğimiz fotoğrafın hissettirdiklerini dile getiririz de, hislerimizi paylaşan olur mu? Ve şu soru bizim için zamanı bekler durur: Yazının evine hangi dalgalar vurdu da kimden selam getirdi?

Vakit bir günün sonuna yaklaşmakta. Günbatımı şenliğine katılan kırlangıçlar, akşamın rengine kanat değdirip, öze dalışlar yapıyor. Gözleriniz kalbinize bu anı süzer. İçinizden bir kuş havalanır. Akşamın yoğunluğuna ya da bir günün serinliğine kırlangıçlar gibi kanat çırpmayı arzular. Oysa ki sözün ucu, akşama bir türlü dokunamaz. Hayalin, dalgaları içinizin sahiline ulaştırması için dua edersiniz, o kadar.

Diyeceğim, söz bir yolculuktur. Yazı, özene bezene oluşturulan bir mektup. Söz de yazı da bir yere ulaşmayı arzular. Bir ümit ulaşır da…

Ara
Sanat ve sevgi kalpten kalbe giden en kısa yolmudur
Evet
Hayır
bilmiyorum