sanat ve sevgi kalbten kalbe giden en kısa yoldur
Trenden Anadolum
BİYOGRAFİ
Temmuz 2008
PzrPztSaÇaPeCuCts
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031
Yıllık Arşiv
Son Fotoğraflar
Oğlum İtalyan arkadaşıyla Ani Harabelerinde
hAYATA BAKIŞ
YAVRU KEDİ
Işığa bakan kadın
Çiçekler
Trakya
KEKOVA
Rüyadaki ev
Anneanemin perdeleri
Ana Sayfa > Arşiv > 2008
Arşiv > 2008

Bir bayram

Bir Ayşe'm var tanıdığım.''Bak bir bayram daha geliyor'' dedim.''Ah ablam bayram bize pek uğramıyor,bizim ki bayram gelmiş neyime anam,anam garibem türküsü dedi...

Bayram dedikleri nedir ki gülüm,
Bana sorarsan çocukluğum, kırmızı pabuçlarım
Anamın yaşadığı günler hüzünsüz,
Bir de babamın gülüşü,benim nasırsız avuçlarım.

Köyümde karayağız Ali'yi sevdiğim günler,
İnsanın sevdiğine kavuşması
Karanlık gecelerde ışığı görmek bir gözde
Bir de çocuğumun büyük mekteplerde okuması.

Bayram dedikleri nedir ki gülüm
Sabahlara sevgiyle kucak açmak
Bir ekmek için bir ömür didinip
Sonra üç kuruş para için dağılmamak.

Aslında bayram sevgilerin var olması,
Bir yaşlının bir el öpene kavuşması
Kısacık yaşamda kalp kırmamak
Ve bayram gülüm çocukların hiç ağlamaması.

Cansın Erol

Nice huzurlu sağlıklı sevgi dolu bayramlara
 
Yorumlar (1) | 16 Kasım 2008 | Ailem

Günümuzde gittikçe azalan erdemlere öyle çok ihtiyacımız var ki...Sevgisizlik maddi egemenlik,kavga kaos sardı her yanımızı..Gittikçe azalan değerlerin yerini başka şeyler doldurdu hızla. Mutlulukda bu yüzden cimrileşti hayatımızda.Allahın bize verdiği o yüce duygu, gerçek sevgiyi bir kenara atan insanlar, toplumlar mutsuzluğa mahkum eder kendilerini...Sonunda ölümü paylaştığımız bir dünya için ne kadar yazık..

Dosta İthaf

Biz gençliğin ateşini beraber yaktık
Küllerini anılara yaşamın rüzgarına savurduk,
Beraber eşeledik hayatı ellerimizle
Ayrı vagonlarda olsak bile aynı duraklarda durduk...

Bakışlarımız dokunurken birbirine,
Kalbimizde doyumsuz duygulara kucak açtık
Geçilmez gurbet dağları girse de aramıza,
Sabır çiçekleriyle dolu nice yollar yaptık....

Üşürken hayatın içinde hüzünle,
Sıcacık sevgiler örttük üstümüze
Şefkat sildi akan yaşlarımızı
Beraber yaşanmışlıklar sindi gülüşümüze..

Fani bir dünyanın yolcusuyuz hepimiz
Ama biz seninle hiç ayrılmayacağız.
Ölümün ne hükmü var ki gerçek sevgide,
Yok olsak bile birbirimizde yaşayacağız..

Cansın Erol

Yorumlar (1) | 22 Ekim 2008 | ŞİİRLER
Ben ilkokul talebesiyken okulumuza gelirdi yılda bir kaç defa. Kolundaki genç yürümesine yardım ederdi. Gözleri görmüyordu. İnce uzun saplı sazını alır, kendi şiirlerini seslendirirdi. O zamanlar içindeki derin felsefeyi, güzellikleri pek fazla anlamadan ama pür dikkat dinlerdik.
Adı Aşık Veysel'di. Ankara'nın bütün kazalarını dolaşır, geçimini sağlardı. Allah'tan nice değerli insanını, sanatçısını yaşamdan kırgın ve incitilmiş yollayan yurdum onu yaşarken onurlandırabildiği sanatçıların arasına koyabildi. Geç de olsa.
Dost, dost diye nice nicesine sarıldım
Benim sadık dostum kara topraktır.
Karanlık dünyasında kalbi kör kimler yazdırttı bu dizeleri ona kimbilir.
Dost kelimesi. Çok sık kullandığımız tek bir hece... Çoğunlukla bulamadığımızdan yakındığımız, ya da bozuk para gibi harcadığımız doyumsuz zenginlik. İçinde sevgi, vefa güven barındıran yaşam şanslarından biri. Dünya yaşamımız bittiği zaman geride kalanlara bırakabileceğimiz en büyük miraslarımız arasında.
Geçenlerde anı hanemde dolaşırken bir şiir geçti elime. Bugün çoğunu kaybettiğim ama kalbimde bütün varlıklarıyla yaşayan dostlarımın bana bıraktığı çok güzel bir miras.
1970 lerden beri dostlarla şiir müzik toplantıları yapardık. Bursa'da, Ankara'da İstanbul'da. Doyumsuz saatlerin nasıl geçtiğini anlamazdık. 1990lı yıllarda kısa bir süre İstanbul'dan ayrıldım. Dost meclislerine katılamadım.
Bir akşam Bursa'da beni anmışlar. Allah çok uzun ömürler versin büyük şaiirim, üstadım Bekir Sıtkı Erdoğan bir peçeteye içinden gelen iki dizeyi yazıvermiş. Peçete elden ele dolaşmış herkes iki satır ilave etmiş. Ortaya doyumsuz bir şiir çıkmış. Yıllar sonra bir karşılaşmamızda muhterem hocam Bekir Sıtkı o peçeteyi bana verdi.
Bekir SITKI Erdoğan..Düştün yola dost alemi efkare bıraktın
Bin pare bölüp bizleri bin pare bıraktın..
Orhan Ete.. Bilmem ne yapar neyleriz bu onmaz acıyla,
Ardında huzursuz nice avare bıraktın.
Bekir Sıtkı.. Varlığın bize yepyeni bir imkan olacaktı
Heyhat bu imkanı ellere bıraktın.
Orhan Ete.. Ben derdime her çareyi dostluğundan umarken
Sen gittin bizi böyle biçare bıraktın.
Hüseyin Tansever.. Sevdik seni dost öyle ki hem canı gönülden
Besbelli sen dostları dildare bıraktın.
Bekir Sıtkı.. Erken gidiyorsun ama ey dost
Asla feri sönmez nice seyyare bıraktın.
Bekir Sıtkı Hocam ve ben kaldık o günlerden. Ona bütün kalbimle uzun ömürler diliyor, sonsuz sevgi saygı ve minnetlerimi yolluyorum. Ben ne şanslıyımki Allah hüzünlerin yanında böylesine güzel insanlarla beraber olabilme imkanını verdi.
Onların bu paha biçilmeyen dizelerine mahçup iki iki satırla seslenmek istiyorum.
Gittiniz bir başka dünyayı güneşle aydınlattınız
Ayrıyız ama bana dostluğunuzla sonsuzu bıraktınız.
Cansın Erol
 Yanıtla Yönlendir
Yorumlar (1) | 18 Ağustos 2008 | MUSIKİNİN SANATIN USTALARI

Bu günlerde canım hiç bir şey yapmak istemiyor.Gerçekler öyle acıtıyorki şiirler bile küskün sanki.Gazete okumak,televizyon seyretmek bile istemiyorum.Bütün kapıları kapatsam ve kendime kaçsam.İçimdeki Pollyanna,ya.Ama o da çocukluğumdaki gibi değil çok büyümüş.Her şeyi anlıyor görüyor hissediyor.Ben dünya'nın,ülkemin,insanlığın gerçeklerindeyim.İçimdeki şiirler yıldızlara hayallere ulaşmak  istiyor hala inatla.Fakında olmadan bir kalem alıyorum elime.Birden eller geliyor aklıma.Bayrak tutan,siper kazan,tarla süren,döven,seven bomba atan eller.

Bir el uzanır ya sıcacık
Hani insanın kalbine dokunur.
O el bir ateş yakar bilmeden,
Bir orman yanar kül olur.

Yanan alnına bazen serin bir meltem
Şefkatle uzanır bir çocuğu severken
Tam eller eleleydi derken,
Tutar bir namluyu bin kurşun olur.

Ama yakınlarda uzaklardaki dost eller geliyor aklıma birden.Mertçe sevgiyle uzanan eller.Var diyorum var.Ümitlerde var.Açıyorum kapılarımı çıkıyorum kendimden.İçimdeki yaşlı Pollyanna göz kırpıyor hüzünle ben hep buradayım dercesine..

Cansın Erol

Yorum Ekleyin | 12 Ağustos 2008 | YAŞAMDA GEZİNTİLER

Farkında değilsin.
Sıcak nefesim ten oldu ellerine
Zannetme gittim, bitti unuttun
Silinmez yazılar yazdım senin kalbine.

Farkında değilsin
Islandığın bütün yağmurlarda gözyaşlarım
En mutlu olduğun zamanlarda bile
Anılardan  sana selam yollayacağım.

Farkında değilsin.
Batan her güneş beni hatırlatacak
Sabahları ilk gözlerimi göreceksin yanında
Aslında bu şiiri bana sen yazdın
Farkındayım,seni hiç unutmadım sevdiğim yaşadıkça.
Cansın Erol

Yıllar evvel kaybettiğim eşimin anısına..

 

Yorumlar (2) | 19 Temmuz 2008 | ŞİİRLER
Eşimle yeni evliyiz. O genç bir Mülkiye mezunu, bende okulumu yeni bitirmişim. Paramız çok kısıtlı. Ama zaten bizim nesil için o zamanlar, paranın pek bir önemi de yok. Filmlerle, kitaplarla, büyüklerimizin verdiği gazla, pembe gözlüklü romantik gençleriz çoğunlukla. Tam, iki gönül bir olunca samanlık seyran olurları yaşıyoruz. Aşk, sevgi herşeyin üstünde. Yarın ne olur korkumuzda pek yok.Küçük şeylerden, mutluluk büyütmeye bayılıyoruz.İstanbul bu günlerden çok farklı.En azından rahat, trafik yok, hava temiz, insanları güleryüzlü.Anadolu'm daha saf tevekkel, ama o zamanlarda hep ihmallerde.

Size ufak bir anımı anlatayım derken, nerelere geldim.Kırk senenin içine bir dalarsak bu yazı bitmez.Türkiye'siyle siyaseti, eğitimi yaşam koşullarıyla, tam bir dertleri zevk edindim, bende neş'e ne arar muhabbetinden çıkamayız.
Yeni evliyiz ya maaşımızla ancak geçinebiliyoruz.Ayrıca büyüklere yardım fonumuzda var.Ama kimin umuru..Ayın son günü, kalan bir liramızla sinemaya gidip, bir de eyleniyoruz..

Bir gün Beyoğlu'nda gezerken , vitrinde bir şemsiye gördüm.Biraz pahalı, aklım gitti ama cebimizi düşününce eşime söylemedim bile.Bir kaç gün sonra elinde bir hediye paketiyle geldi.Sevinçle açtım.Benim vitrinde görüp beyendiğim şemsiye.Artık nasıl havalara uçtum, boynuna sarıldım tahmin edersiniz.Bakışımdan anlamıştı her halde.Bir yandan duygulandım, bir taraftanda çok para verdi diye üzülüyorum.Ama değer yargıları, duygusal anlamda çok farklıydı o zamanlar.Belki de biz öyleydik bilmiyorum.

Şemsiyem çok güzel.Tam da o zamanın modası.Hele sarı yaldızlı fildişi sapına bayılıyorum.Benim için öyle kıymetli ki, neredeyse yağmurlu havalarda bile kullanmaya kıyamıyorum.Gençlik işte.(Tabii o zamanın.)
Bir gün eşimle Kadıköy'e geçeceğiz.Hava bulutlu.En kıymetli şemsiyemde elimde bütün haşmetiyle.Kadıköy iskelesine geldik.Tam vapura bineceğiz, o anda bir baktım ki olamaz. Benim şemsiyenin sapı yok. Eşim canın sağ olsun gibi teselli lafları ediyor ama, kim dinler, gitti şemsiyemin fildişi kakmalı sapı.Sap gitti ya hemen fildişi oldu zaten.Üzüntüden mahvoluyorum.Vapur gitti. Biz saatlerce bütün geçtiğimiz yolları defalarca arıyarak, belki on vapuru yolladık.Yok, yok.Sonunda üzgün, bitap, bir vapura bindik.Güverteye oturduk.Şemsiye kucağımda ve fildişi sapı tam göz hizamdan alay eder gibi bana bakıyor.Meğer onca saat şemsiyeyi ters tutmuşum.Garibim ikimizde farkına varmadan boşuna helak olmuşuz.O andaki gülme krizimize bütün vapur şaşırmıştır her halde.

Sonra ne şemsiyelerim oldu.Sevdiğimde dahil neler, neler kaybettim. Ama hala her yağmurda o fildişi saplı(aslında değil) şemsiye ve anısı aklıma geliyor ve yüzüme güneş görmüş gibi bir gülücük oturuveriyor. Hüzünle de olsa..
Cansın Erol

Yorum Ekleyin | 14 Temmuz 2008 | YAŞAMDA GEZİNTİLER
Gittikçe maddileşen günümüz dünyasın da ve bir dolu kavram kargaşası arasında , yine de insana ümit veren, yüreğinin yumuşacık alemine geçiş yaptıran iki kelime var. Sanat ve sevgi.İnsanlar doğanın bütün yaradılanları gibi doğar, büyür ve ölürler.Geçici bir dünyanın ebedi sürecidir bu. Ama aynı insan aklıyla, ürettikleriyle, hayalleriyle ve yapıtlarıyla sonsuza taşır dünyasını..

Yaşadığı ilk evi olan mağarasının duvarına resimler yapan, figürler oyan, aklını düşüncesini bilincini daha ilk kullanmaya başladığı anda üretme sürecine giren tek yaratık da insanoğludur.

Sanat yüzyıllar boyu insan için tılsımlı bir araç olmuş.Hissettiklerini çizim, ses ve görüntüyle eyleme geçirmiş.Sanatla, o büyülü güzellikle elinden kayıp giden zamana ve dünyaya egemen olmaya çalışmış.

Nesnel bütün gerçekler, insan bilincinin, yüreğinin yaratıcı doğayla birleştirdiği düşünce sonsuzluğunun ve hayallerinin eseridir.Tıpkı sanat ve bilim gibi...İçin de sevginin, sanatın ve bilimin olmadığı bir dünya..Düşünemiyorum bile.
Sanatta sevgi gibi uzakları yakınlaştırır, paylaşır ve insanı yüceltir.
Gönlümüzce bir şiiri, bir yazıyı paylaştığımız zaman, orada bir dolu hikaye, müzik nağmesi duyarız.Eskimiş resimler de nasıl bir zaman yaşamış insanların nesnelerin akisleri varsa, şiir ve tüm sanat eserlerinde de yaşanmışlığın gönül kayıtları ve resimleri vardır.

Bir çiçeğin açışında ki mucizeyi, yeşili maviyi, göremeyen, bir cocuk gülüşünü, yağmurun sesini duyamayan, kirli havayı soluyan, yalnızca maddi koşullara endeksli bir koşturmanın içinde zamanı sinema şeridi gibi harcayan insan nasıl mutlu olabilir ki. Yaşam zor. Mücadeleli ve karmaşık. Ama maddiyat sonsuza uzanan hiç bir duyguya ulaşamıyor ve etkin olamıyor.Bütün güzellikleri, duyguları, olumlu buluşları yaratan insan, sorumsuzca olumsuzluklara imzasını atıyor, doğaya ve kendine ihanet ediyor aslında..

Halbuki yaradanın insanı yaratarak sunduğu mucizeyi ve sanat eserini görebilse..

Sevgileri unutup para biriktirdiler,
Para etmeyen bir tahta kutuda
Hiç sevgisiz gittiler
Yorum Ekleyin | 14 Temmuz 2008 | YAŞAMDA GEZİNTİLER
Bizi neler hasta ediyor?

A.Rasim K.Usta

Dünyamız değişiyor. Havamız, suyumuz, ormanlarımız, evimiz, işimiz, arabalarımız, telefonlarımız, yediklerimiz, içtiklerimiz, giydiklerimiz, ilaçlarımız, doktorlarımız, hastanelerimiz... Her şeyimiz değişiyor.
Cansın Erol’un Nostalji şiirinde anlattığı gibi değişiyor:

Çiçekler vardı, duman, is bilmezdik biz
O zamanlar yuvalar sıcaktı, sobalar vardı;
Geleceğe sevgi, ümit ekerdik,
Hayal hanemiz küçük sinemalardı.
Yerli malı haftaları yapılırdı okulda,
Öğrenmeye evvel ‘A’dan başladık.
Oyuncaklar teldendi ya da tahtadan,
Mutluluğu duygularda yaşardık.
Önce çiçekler soldu, sonra gökyüzü,
Işıklar arttıkça karardı sokaklar.
İnsanlar büyüdü, saygılar küçüldükçe,
Para denen kağıda hep soldu haklar.
Şimdi sevdalar farklı, eller öksüz kaldı,
Artık aşklar yaşanmıyor gözlerde.
Hep aldıkça tembelleşti sevgiler
Bir arayış sitem var yorgun gönüllerde.


Dünyada her alandaki değişmeden tıp da kendine düşen payı alıyor. Sağlık hızla ‘piyasalaşıyor’... Her şey para ile ölçülür oluyor, sağlık alınıp satılan ‘ticari bir hizmet’ háline geliyor...

Gelişen teknoloji hasta hekim ilişkilerini de ciddi şekilde yaralıyor. Tıpta baş döndürücü ilerlemeler oluyor ve neredeyse her gün yeni bir inceleme yöntemi çıkıyor... Hastalıkların teşhisinde hastanın dinlenmesi ve dikkatli muayenesi önemini giderek yitiriyor. Hekimin bilgi, tecrübe ve yeteneğinin yerini ‘elektronik aletler’ alıyor.

Hastalık teşhisini çoğu zaman doktorlar değil, biyokimya ve radyoloji laboratuarları koyuyor. Ameliyatları mahir eller değil ‘robotlar’ yapıyor. Hastalar arasında ‘Şu doktor çok iyi’ sözünün yerini ‘Şu hastanenin aletleri en iyi’ sözü alıyor. Bu gidişte gazetelerde ‘başarılı teşhis ve tedavileri için Siemens ve Olympus firmalarına teşekkür eden hasta ilanlarına’ da hazırlıklı olmamız gerekiyor.

Doktorlar ve ilaç firmaları arasındaki karşılıklı çıkar ilişkileri de değişiyor ve gelişiyor. Doktorların hiçbir para ödemeden birkaç bin dolarlık kongrelere gönderilmeleri... Bilgisayar, cep telefonu, televizyon... vb akla hayále gelmeyecek pahalı hediyelerin serbestçe verilmesi...

Tıp eğitimi de değişimden nasibini alıyor. Tıp fakültelerinin puanlarının her geçen sene düşmesi... Eğitimin giderek nitelik kaybetmesi... Usta-çırak ilişkisinin bitme noktasına gelmesi... Eğitimin ezbere dayanması... Hekim kalitesini ciddi şekilde etkiliyor... Hekim hataları artıyor.

Hükümetlerin ve sağlık bakanlığının yanlış politikaları da çok önemli: Popülizme yönelik geçmişten gelen uygulamalar... Sistemdeki tüm olumsuzlukların doktorlara mál edilmesi... Sağlığın kalitesinin doktor sayısı ile ölçülür olması... Hastanelerde rehin tutulan hastalardan doktorların suçlanması... Hekim dağılımındaki dengesizlik... Alt yapı ve hemşire, hastabakıcı, laborant, teknisyen... gibi yardımcı sağlık personeli yetersizlikleri... bunlardan sadece birkaçı.

Doktorların yataktan diş macununa, çocuk bezinden kadın bağına... çeşitli ürünlerin reklámlarında boy göstermelerini ve ‘medyatik doktorların’ ünlü olma, hasta kapma adına yaptıkları yanlışların yarattığı güven kaybını da dikkate almak gerek.

Medyada, doğruluğu kanıtlanmamış hasta şikáyetlerinin -hatta bazen iftiraların- hekimi suçlayan haberler olarak yayınlanması, hekimin gerçekten kusurlu olduğu münferit bir olayın sık yapılan bir yanlış gibi sunulması; sağlıkla ilgili her olumsuzlukta doktorların suçlanması... da yabana atılmaması gereken faktörler.

Şimdi, bundan 50 sene kadar önce ölen ünlü hiciv şairimiz Neyzen Tevfik’in, daha tıbbın hayatımıza bu kadar girmediği bir çağda söylediklerine kulak verelim:

Bir hazakatzedeyim, midemi tıp tepti benim
Kırk katır tepse yıkılmazdı bu muhkem bedenim
Kapladı her yanımı sancı, elem, ağrı, bere
Bir mezar oldu vücut, sanki etibba haşere
Hastane sanarak çok yere girdim çıktım
İbret aldım oralardan da canımdan bıktım.

‘İyi ki Neyzen bu günleri görmemiş, yoksa tıbbın da doktorların da háli yaman olacakmış’ diyelim ve sözü gene Cansın Erol’a bırakalım:

Ama biliyorum bir yerlerde bir dolu kalp var.
Güzelliklerde sevmek, sevmek diye çarpan
Hangi güç döndürürdü ki dünyayı hálá
Var olmasaydı sevgi dolu yüce insan.



Yorum Ekleyin | 09 Haziran 2008 | FOTOĞRAF ALBÜMÜ SLAYT RESİMLER

Sanat ve Aşk Kalpten Kalbe Giden En Kısa Yoldur

Gönderen:Editör Tarih:Mayıs 14,2008

small font medium font large font
image

 “Sanat ve aşk kalpten kalbe giden en kısa yoldur” diyen  Şair ve söz yazarı Cansın Erol “Anılar ve Müzik-33’de” konuk oldu.
Kadıköy Belediyesi Gönüllü Merkezi ve Kasdav Müzik Gönüllüleri ev sahipliğinde  , Nesibe Müsevitoğlu’nun yapım ve yönetiminde düzenlenen  33.programda  dillerden düşmeyen nice şarkıda  imzası olan Cansın Erol’un eserleri yorumlandı..
Kimi zaman genç yaşta trafik kazasında kaybettiği eşine yazdığı “ Hüzün” ve “Güneşin battığı yerde” isimli güfteleri ile bizi hüzünlendirip; kimi zaman  “Eski şarkıları bıraktım”  ya da “ Gece gözlüm” ile aşk yolculuğuna çıkartan ; “ Hoş geldin” ile umutlandıran Cansın Erol, son yılların en başarılı şair ve güfte yazarıdır.
Gecede  Koro Şefi, Bestekar ve Ses Sanatçısı Gürsel Mercanlı’nın kurduğu Gülinaz Korosu da yer aldı. Birinci bölümde Koro ve  Serkan Ekin, Zekiye Kuldaş, Ahmet Arslan ,Mehtap Gürçay ,Ümit Siyahoğlu , Harika Murteza  şairin eserleri yorumladılar.İkinci bölümde de  Gürsel Mercanlı Cansın Erol’un eserlerinden oluşan bir konser verdi.
Programda, Cansın Erol  , Türk Sanat Müziğine damgasını vurmuş eserlerinin hikayelerini  ve Türk Müziğinin önemli ustaları ile anılarını da izleyiciler ile paylaştı.

Udi ve bestekar Cahit Gözkan'ın Çiftehavuzlar'daki dergahında iki haftada bir cuma günleri yapılan müzikli toplantılara  Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Semahat Özdenses, İnci Çayırlı, Cinuçen Tanrıkorur, Ferit Tan, Mualla Gökçay, Fahrettin Çimenli, Niyazi Sayın, Mithat Özyılmazel, Münip Utandı, Adnan Mungan... ve daha nice bestekar, ses ve saz üstatları katılırlar  hep beraber müzikli sohbetler yapardık diye anlatan Cansın Erol, konuklar arasında bulunan Mithat Özyılmazer’i bir şiirini okuması için sahneye davet etti.

Etkili sesi ve güzel yorumu ile izleyicilerin beğenisini kazanan Yılmazer, Cansın Erol’un gecesine gelmek için önemli bir konserini iptal ettiğini ve sanatçıya duyduğu hayranlık ve sevgiyi dile getirdi.
Cansın Hanım'ın ilk bestelenen şiiri kürdilihicazkar makamındaki “Güneşin battığı yerde” ,  1980 yılında Selahattin İçli tarafından bestelenmiş.

Cansın Erol Salonda bulunan Pınar  İçli’ye  dönerek  onların  evinde geçirdiği müzik dolu günlerin güzelliğinden ve eşi Selahattin İçli’nin onun şiirlerini  besteleyerek kendisine büyük katkıda bulunduğunu  söyledi.

Saadettin Kaynak Vecdi Bingöl ile, Selahattin Pınar da Mustafa Nafiz Irmak ile  nasıl ayrılmaz ikililer oluşturmuşlarsa, Cansın Erol da Selahattin İçli'nin vazgeçemediği şairlerden biri olmuştur. Bu ikiliye ses sanatçısı olarak Ahmet Özhan'ı da mutlaka eklememiz gerekir, çünkü bu şarkıların çoğunu ilk defa onun sesinden dinledik, onun sesinden sevdik. Söz yazarı Cansın Erol, Bestekar Selahattin İçli  ve Ses Sanatçısı Ahmet Özhan bir dönemin ayrılmaz üçlüsü olarak ünlenmişlerdi.
Selahattin İçli - Cansın Erol birlikteliği Eurovision Şarkı Yarışması' nda da devam etti. Ayşegül Aldinç' in seslendirdiği 1980'li yıllara ait o güzel şarkılar... Heyecan (Günaydın Duygularımın Sabahı) / Merhaba Ümit Merhaba / Hasret (Bir yer olmalı, bir yol olmalı, bir can olmalı...) epey popülerdi.
Cansın Erol'un şiirlerinden duygulanan ve onları notalarla şarkı haline dönüştüren tek bestekar Selahattin İçli değil... Semahat Özdenses, Rüştü Eriç, Ünal Ensari, Zeynettin Maraş, Erdinç Çelikkol, Sabri Süha Ansen, Bilge Özgen, Erdoğan Berker... gibi birçok bestekar, şairimizin şiirlerini bestelemişlerdir.
İşte bunlardan biri, Erdoğan Berker' in hicaz şarkısı:
“Seneler ne olur üstüme gelmeyin” olmuştur.
Yaşam hikayesini  kendisi şu  kısaca  şu şekilde özetledi ; “1943 Sinop doğumluyum. Öğretmen olan anne ve babamın öğretmenliği dolayısıyla, çocukluğum ve tahsil hayatım Ankara;da geçti.1962 de gümrük bakanlığı müfettişi Vural E rol;la evlenerek İstanbul,a geldik.Eşimi maalesef 1978 yılında kaybettim.Canımdan çok sevdiğim üç evladım ve biricik torunum hayat  kaynağım diyen Erol Çoçukluk anılarımı süsleyen ve belki de bu günlere gelmemde bilmeden etkileri olan iki kişi var Evimize sık,sık gelen rahmetli değerli şaiirimiz Orhan veli ve Nihal Atsız

 Kırk senedir müzik ve sanatın içindeyim Pr dr Selahaddin İçli tarafından 1980 senesinde bestelenen ilk şiirim Güneşin Battığı Yerde adlı eserdir.Aile dostum aziz bestekarımla ve sevgili eşiyle süren beste ve dostluk beraberliğimiz onu kaybedene kadar sürdü  ve sürecek dedi.

   Hüzün-Sonbahar vurgunu-Gece gözlüm-Ne zaman başlar bilinmez-Cimri mi cimri müşterek eserlerimizden bir kaçı , 1983 de Heyecan isimli eserle eurovision şarkı yarışmasında derecemiz var diyen Erol ayrıca çok kıymetli bir çok bestekarımız da yüze yakın eserimi besteledi.Merhum  sevgili Erdoğan Berkerin bestelediği Seneler Ne Olur Üstüme Gelmeyin şiirde bunlardan bir tanesi dedi.

  Geceye Adnan Mungan,Turhan Taşan  gibi değerli müzik adamları katıldılar ve sanatçı hakkında anılarını izleyicilere anlattılar.

Program sonunda Cansın Erol’a ve  geceye destek veren Gülinaz Musiki Topluluğu ile Şefleri Gürsel Mercanlı’ya  Teşekkür Plaketi sunan Nesibe Müsevitoğlu  , değerli  konukları ağırladığı “Anılar ve Müzik” programlarının bir  belgesel olarak gelecek nesillere aktarılacağını ifade etti.

 

Yurdumda bir bebek doğanda,
Benim gönlüm binbir beşik,
Bir evlat bir kurşun yese,
Benim cismim delik deşik.

Anneler.Çocuklar.Çocuksuz anneler,Evlatlarını kaybetmiş anneler.Kadınlar.Kadın olamayan kadınlar.Erkekler..
Anneler günümüz kutlu olsun,

Yaşadığın dünyaya bir baksaydın,
Beni sert topraklara atsaydın,
Sıcacık kollarınla keşke sarmasaydın,
Şimdi çok üşüyorum anam..

İlk adımımda çelme taksaydın,
Yoluma kocaman taşlar koysaydın,
Sıcak ellerinle tutmasaydın,
Şimdi çok sık düşüyorum anam..

Verdiğin o güzel nasihatlar,
Hepsi çoktan olmuş masal,
Ya insan dediğin insanlar,!
Şimdi çok üzülüyorum anam.

Bana armağan ettiğin beni,
Harcıma kattığın sevgiyi
Bütün ümitler kırılsa da seni,
Seni çok seviyorum anam

Bakın bir küçük çocuk annesini o saf duygularıyla nasıl anlatmış;
ANNE dünyada karşılık beklemeden börek yapan tek insandır.
Karşılıksız sevginin,ete,kemiğe bürünmüş halidir.
Nekadar üzsende 10 dakika sonra seni affeden zarif bir memeli türüdür.
Yarasın diye muhallebinin içine ciğer katarak çocuğuna yediren manyaklık derecesinde bir yaratıcıdır,
Yemek yemeyen çocuğunun dikkatini çekmek için elinde ki tencere ve tavalarla maymunluk yapabilen kişidir.
Ksfayı çocuklarıyla bozmuş,göbek bağı kopsa da yürek bağı kopmayan,sevgi dolu fedakar insanın dişisidir.Bulaşık ütü vs gibi işler yaparken bile otomatik olarak çene çalan,kendi kendine konuşan,dırdır denilen mereti erkeklere daha küçükten ezberletendir.
Yemek ve düzen insanıdır.
Yavrularını yol tarafında değil,kaldırım tarafında yürütendir.
Dizi,dizi inci ama laf sokuşturmada da
birincidir.
Sevgiliden ayrılma haberini verince,'aman ben sana daha güzelini bulurum' diyebilen komik karakterdir..
'Oğlum aradım yoktun.Mesajımı alınca beni ara emi aslan evladım.
Kara börülcem,öptüm annen'şeklinde mesaj atan,ama karşılıklı konuşamazsa teknolojiyi reddeden,ya da kafasına göre yorumlayan,bilişim düşmanıdır.
Yağlı bile olsa tiksinmeden saçını okşayan,kucağına yatıran,öpüp koklayan tek varlıktır, Meleğin süt verebilen dişisidir..
Dünyanın en güzel kucağına sahip,en güzel anne kokan harifulade bir varlıktır.
Olmadık yerlerde 'iyi ki doğurmuşum seni ulen seni'diyen benim hatırıma Freddy Mercury yi benimle dinleyen bir sabır ağacıdır.
Evlatlarını birbirinden ayırmayan, aynı zamanda birbirinden koruyan güç abidesidir.
Evde bir yere uzandığınızda orada temizlik yapacağı tutan,temizlik konusunda kayışı kopardığında temizlikçi gelecek diye evi temizleyen,balans ayarı kaçmış sevimli,tatlı güzel bir temizlik hastasıdır.
Mutfakta, evde yaşayan herkesi idare eden bir tür tatlı canlıdır.
Evrende ki tüm sevgilerin güçlerinin birleştiği sulugöz abidesi bir yaratıktır.
Oğlunun damat,kızının gelin olduğunu görünce,çocuğu mezun olunca,gol atınca hasta olunca,askere gidince üzülen,sevinen..
Çocuğu harçlıklarından beş dolar biriktirdi diye dolar kuruyla acayip ilgilenen, velhasıl buna benzer bir sürü şeye ağlayabilen hemen gözleri dolan,ağlamaya meyilli bir duygu pınarıdır.
Çok uzakda olsa yakın hissedilen,asla vazgeçilemeyen,evlatlarına varlığını armağan eden..Islak,kuru ama hep duygulu,en önemlisi evlatları olunca,kadınlığını hiç kullanmayan tek kadın modelidir.

Tekrar anneler gününüz kutlu olsun.Güzel ülkem,güzel insanlarım...
 

Cansın Erol

Yorumlar (3) | 11 Mayıs 2008 | YAŞAMDA GEZİNTİLER
Ahmet Rasim Küçükusta       

CANIM İSTANBUL

Nedim ` den Yahya Kemal ` e, Necip Fazıl ` dan Bedri Rahmi ` ye, Orhan Veli ` den Ümit Yaşar Oğuzcan ` a, Faruk Nafiz ` den Ziya Osman Saba ` ya, Mustafa Necati Karaer ` den Yavuz Bülent Bakiler ` e, Hüceste Aksavrın` dan Cansın Erol ve Ayhan İnal ` a birçok şairin eserleri var Canım İstanbul ` da. Şiir okumanın da tıpkı bestekarlık veya ses sanatçılığı gibi başlı başına bir sanat olduğunu düşünüyorum. Yahya Kemal Beyatlı `Edebiyata Dair`in ilk makalesi olan `Şiir Okumaya Dair` başlıklı yazısında bakın neler diyor: `Halis bir şiiri okumak demek ona şairinin verdiği musiki ayarıyla, fazla veya eksik bir ses ilave etmeksizin, musikiden anlayanların tabiriyle, falsosuz okumak demektir. Okuyabilmek için de ona tam bir vukuf hasıl etmek, ondan sonra onu hançere ve dudakların tam bir hakimiyeti ile ifade etmektir. Halis bir şiire, onu söylemiş olan şair, mısra , mısra ifade dantelesinin eksiksiz bir şeklini vermiştir; artık ona onu okuyacak kimse bir aksan ilave edemez. Zaten halis şiiri çok iyi anlamış bir okuyan onu, mükemmel ve tam olarak okumaktan haz duyar. Onu bozmaktan korkar.` ŞİİR OKUMAK BAŞKA ŞİİRİ OKUMAK BAŞKA `Okur yazar olan herkes şiir okur ama şiiri okuyamaz. Şiir okumak, şiiri seslendirmek, başka bir deyişle harfleri sese dönüştürmek demektir. Oysa şiiri okumak, o şiiri yeniden üretmek demektir.`` diyen Sabit Kemal Bayıldıran ne kadar da haklı sözlerinde. Özyılmazel de Canım İstanbul `da şiiri okuyor, onu yeniden üretiyor. ŞİİRE İHTİYACI OLMAYAN ŞEHİR Dünyada her şehir için şiirler yazılmıştır, şarkılar bestelenmiştir. Her şehrin belki buna biraz ihtiyacı da vardır. Üstelik, hakkında İstanbul kadar çok şiir yazılmış, şarkı bestelenmiş başka bir şehir de var mıdır yeryüzünde bilemiyorum. Oysa, İstanbul `un şiire ihtiyacı yoktur aslında, İstanbul kendi başına bir şiirdir, bir şarkıdır. Ama, her halde şairin de şiirin de İstanbul `a ihtiyacı vardır. Nedim ` in bir taşına tüm Acem ülkesini feda ettiği İstanbul ` a. Bu şehr-i Stanbul ki bi-misli bahadır Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır MUSİKİ ŞİİRİN İÇİNDE, ŞİİRLE MUSİKİ İÇİÇE Devlet Klasik Türk Müziği Korosu sanatçılarından Mithat Özyılmazel , on parmağında on marifet olan bir kişi. Kanun ve kudüm çalıyor. Bestekar, sunucu, kabare oyuncusu, şovmen, notist, koro şefi, musiki hocası. Ülkemizin en şiiri en iyi okuyan sanatçılarından da biri aynı zamanda. Canım İstanbul isimli CD ` de Özyılmazel şiirleri klasik sazlar eşliğinde yorumluyor. Şiir ve musikinin güzel bir ahengi oluşmuş. Mesela, Tanburi Cemil Bey ` in şederaban peşrevi eşliğinde Yavuz Bülent Bakiler ` in şiirini dinliyorsunuz: Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden Martılar konuyor omuzlarıma Gözlerin İstanbul oluyor birden Şiirler, Fahrettin Çimenli ` nin yaylı tanburu, Kemal Demir ve Kemal Caba ` nın kemanları, Osman Nuri Özpekel ve Necati Çelik `in udları, Gamze Ege Köprek ve Murat Aydemir `in tanburları, Salih Bilgin ve Volkan Yılmaz ` ın neyleri, Lütfiye Özer `in kemençesi ile Taner Sayacıoğlu ve Pınar Somakçı` nın kanunları eşliğinde gönüllere doluyor. Ahmet Haşim , şiirle müzik arasında bağıntı kurduğu `Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar` başlıklı yazısında, `Halbuki şair ne bir hakikat habercisi, ne bir belagatli insan, ne de bir vazıı kanundur. Şairin lisanı nesir gibi anlaşılmak için değil, fakat duyulmak üzere vücut bulmuş, musiki ile söz arasında, sözden ziyade musikiye yakın, mütevassıt bir lisandır.` der. İSTANBUL OLMAK Canım İstanbul `da bazılarını birçoğumuzun bildiği ünlü şiirler var. Orhan Veli ` nin İstanbul `u Dinliyorum` u ve Yahya kemal` in Hayal Şehir `i gibi. Ya da Bedri Rahmi ` den İstanbul Deyince: İstanbul deyince aklıma martı gelir Yarısı gümüş, yarısı köpük Yarısı balık yarısı kuş İstanbul deyince aklıma bir masal gelir Bir varmış, bir yokmuş Bir de az bilinen veya belki de ilk defa duyacağınız şiirler de yer alıyor. Bunlardan biri, babamın da yakın dostu olan rahmetli şair Mustafa Necati Karaer ` in İSTANBUL OLMAK isimli şiiri: Değişen belki Boğaz ` ın suları Bu İstanbul sabahında seni buluyorum Nasıl söylemeli bilmem ki-Aşağı yukarı- Ben İstanbul `a geldim mi, İstanbul oluyorum. Bebek` de ellerin, Küçüksu ` da yüzün Sırtında deniz mavisi bluzun; Kavak ağaçlarında ince uzun Bir İstanbul sabahında seni buluyorum Düştü pencerelere bir günaydın, Evlerin, yolların uyanması yakın, Tek çizgide şimdi dün, bugün, yarın Bir İstanbul sabahında seni buluyorum Beni Eyüp ` e götürür bulutlar, Belki onların da bir bildiği var, Şarabım Beyoğlu , ekmeğim Üsküdar Ben İstanbul `a geldim mi, İstanbul oluyorum. Çok uzaklardan gelmişim, ıslanmışım, Şiir yazmak değil, sevmek işim; Ne olur, bozulmasın düşüm, Bu İstanbul sabahında seni buluyorum, Ben İstanbul `a geldim mi, İstanbul oluyorum. Bir başka büyük şair, Ümit Yaşar Oğuzcan da bakın nasıl anlatmış İstanbul `u: EVİN İÇİNDE İSTANBUL Evin içinde bir oda, odada İstanbul Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul Adam sigarasını yaktı bir İstanbul dumanı Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul Çocuk bir olta atmıştı denize gördüm Çekmeğe başladı, oltada İstanbul Bu ne biçim su, bu nasıl şehir Şişede İstanbul , masada İstanbul Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım Nereye gidersen git, orada İstanbul İstanbul ` da yaşıyorsanız da, İstanbul ` dan çok uzaklardaysanız da, İstanbul `u seviyorsanız, hele de bu şehre aşıksanız Canım İstanbul tam sizin için. Pablo Neruda , ne güzel söylemiştir: ``Şiir yazanın değil ihtiyacı olanındır`` .

2006-06-20 HaberX

Yorum Ekleyin | 08 Mayıs 2008 | MUSIKİNİN SANATIN USTALARI
Sevgili kızım Cansın'ım,
Rahmete vesile olsun diye,hislerimi yazabileceğim.Hayır o güzelikler,içimden kopanları bestelerim ifade ediyor.
Siz şairler olmasa bizde olmayız.Söz dışında,saz semaileri,ilahilerle iktifa edeceğiz.
Eşi olmayan şairsin.Öyle oldoğunu topluma isbat ettin.Ve güzel konuşmalarınla hepimize hayat veriyorsun.
Seni yine ilhamlarınla baş başa bırakırken,gözlerinden öperim.

Manevi annen Semahat Özdenses.
10 EYLÜL 2000

O çocukluğumun radyosunun,güzel duygulu sesiydi.O yaşlarda bile bestelerine bayılırdım.Melahat Pars gibi nadir ve çok değerli kadın bestekarlarımızdandı,Sevgili Semahat Özdenses.
Müziğin sanatın büyülü dünyası,ve şansım o ve onun gibi birçok değerli,büyük sanatçıyı tanıma fırsatı verdi bana.
Semahat hocam son zamanlarda sık,sık arardı beni Bende onu.Dertleşir, dedikoduları anlatırdı bana.Sevgili Selahaddin İçli yi çok severdi.Selahaddin beyin amcası büyük bestekar Şerif İçli ile olan dostluklarını anlatırdı.Şimdi Maltepe huzur evinde.Sık,sık gidiyorum ziyaretine.Hastalığına rağmen yine de hatırlıyor.
Geçen akşam,Pop Starda izledim onu.Belleğinin ona vefasızlık etmesine rağmen,şarkılarını ve o büyük alkışları duyduğu anda ki yüzünün ve gönlünün ifadesini içime doldurdum hazla Gözyaşlarımı tutamadım.Kıpırdatamadığı ellerini o alkışlara cevap vermek için,kaldırmaya çalışıyordu.Ve çok mutlu olmuştu biliyorum.
Sanatın,müziğin,büyüsü güzelliği ve gücü,ışık,ışık,kalbinde tekrar uyanıyordu ve kalbinde hissediyordu eminim.
Akşam oldu hüzünlendim ben yine
Hasret kaldım gözlerinin rengine.

Her mevsim içimden gelir geçersin ve daha nice ölümsüz bestelerin bestekarı güzel sesi sen ve senin gibi değerli sanat abideleri eserleriniz ve sevgilerinizle sonsuza kadar yaşayacaksınız ve hep var olacaksınız..Önünüzde bütün kalbimle ve saygıyla eğiliyorum....
Cansın Erol


.
Yorum Ekleyin | 05 Mayıs 2008 | MUSIKİNİN SANATIN USTALARI
Ara
Sanat ve sevgi kalpten kalbe giden en kısa yolmudur
Evet
Hayır
bilmiyorum