sanat ve sevgi kalbten kalbe giden en kısa yoldur
Trenden Anadolum
BİYOGRAFİ
Ocak 2008
PzrPztSaÇaPeCuCts
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031
Yıllık Arşiv
Son Fotoğraflar
Oğlum İtalyan arkadaşıyla Ani Harabelerinde
hAYATA BAKIŞ
YAVRU KEDİ
Işığa bakan kadın
Çiçekler
Trakya
KEKOVA
Rüyadaki ev
Anneanemin perdeleri
Ana Sayfa > Arşiv > Ocak 2008
Arşiv > Ocak 2008
Yorum Ekleyin | 25 Ocak 2008 | FOTOĞRAF ALBÜMÜ SLAYT RESİMLER
Yorum Ekleyin | 25 Ocak 2008 | FOTOĞRAF ALBÜMÜ SLAYT RESİMLER
Yorum Ekleyin | 25 Ocak 2008 | FOTOĞRAF ALBÜMÜ SLAYT RESİMLER
Yorum Ekleyin | 25 Ocak 2008 | FOTOĞRAF ALBÜMÜ SLAYT RESİMLER

Torunuma MEKTUPLAR 1

Eski deyişle müruru zamana uğradı.
Eski çok eski dediklerimiz
Çoğunun defterden silindi kayıtları
Aslın da onlar,özümüz gençliğimiz sevdiklerimiz.

Küçüğüm sana uzun zamandır yazamadım,çok da özledim bilesin.Aslında insanın için de hep var olan,ama sabırla bekletilen duygular,bir bakarsın kalpte ki görünmeyen sığınaklarından taşar gözlerde sel olur.Varsın taşsın.Özlemek bile güzel duygudur.Yaşadığını anlatır insana.Dolu,dolu sevmesen,sevenlerin olmasa neyi,kimi özleyeceksin ki.
Aslında ayrılık zordur,acıtır.Ama hayat istediklerimizi,beklentilerimizi bize sunmaz çoğunlukla.O kendi yolunu çizmiştir çoktan.Ama sevgi yer mesafe zaman tanımaz.Gerçekse inatçıdır.vazgeçmez.Ve sevilen mutluysa,sen de mutlu olursun hasrete inat.
Ya vatan sevgisi..o bambaşka bir duygudur.yaşamın bile değersiz kalır onun yanında.Aksi olsaydı anneler,babalar evlatlarını,kadınlar eşlerini,kardeşlerini askere savaşlara nasıl yollardı ki.Keşke kavga savaş hiç olmasaydı dünyamız da.Bize armağan verilen kısacık bir zaman dilimini birbirimizi üzmeden,yok etmeden mutlu huzurlu,sevgi dolu geçirebilseydik.
Savaş dedim de.Benim doğduğum yıllar ikinci dünya savaşının sonlarına rastlar.Ekmeğin,şekerin vesikayla alındığı yıllar.Sonra 1952 de demokrat partinin Amerika ile balayı devrini yaşarken sırf onlar için dünyanın bir ucu Çin'e yolladığı evlatlarımız. kaybettiklerimiz için çektiğimiz yürek yangınları.
Bir de Kıbrıs davamız vardı.Gençliğimiz de meydanlar da! ya istiklal ya ölüm! diye az bağırmadık.Sonrası da ihtilaller ve terör.
Ama bizden iki nesil öncesi çok acılar çekti bir tanem.Şimdi üstün de oturduğumuz bu topraklar için neler çekildi,ne şehitler kanlarıyla suladı bu vatanı. Geçmişini unutanın geleceği de olmaz.Bu millet Ata' sıyla bir bütün olup neler pahasına bize armağan etti bu güzel yurdu.
Makbule.
Makbule Sinop'ta doğdu.O zamanlar Sinop,Kastomonu eyaletine bağlı,zümrüt yeşili ormanları,masmavi deniziyle sakin küçük bir Osmanlı kasabasıydı.
Eyalet jandarma komutanı Ali paşanın güzeller güzeli kızı olarak,binsekizyüzlü yılların sonuna doğru yaşama merhaba dedi.Sinop'un ünlü hapishanesinin bitişiğindeydi evleri.o koca duvarlara inat iki katlı evlerin de serpildi büyüdü.
Kadın hakları diye bir kavramın olmadığı,bir dönemde kızını okutan,müzik ut dersleri aldıran bir aileye sahipti.
Makbule'nin genç kızlık dönemi koskoca Aliye'i Osmaniye'nin çöküş zamanlarına rastlar.Yüz yıllardır sahip olduğumuz,topraklardan uzun zamandır tehlike sinyalleri geliyordu. Bütün millet tedirgindi.İtalyan'lar güney de Trablus ve Bingazi'ye asker çıkarmıştı.Osmanlı ordusu oraya yönelince,Trakya baş kaldırdı.Bulgaristan İtalya ile işbirliği yaptı.Karadağ,Sırp'lar,Arnavutluk devreye girdi. Yunanistan bunu fırsat bilip ayrı bir kanat oluşturdu. Osmanlı o azametli büyük imparatorluk bütün gücünü kaybetmiş,yaralı bir aslan gibi,dört bir yanından vurulmuş,son ölümcül darbeyi bekliyordu sanki.
O zamanlar kız erkek arkadaşlığı,flört gibi kavramlar yoktu.Zamanı gelince kızlar ailenin uygun gördüğü bir kocaya verilirdi. Kazara birbirini görüp aşık olanların çoğu da kavuşamazdı zaten.O devre göre aydın bir kasaba sayılan Sinop! da bile.Düşün yirminci asrın başları.
Makbule'de bundan nasibini aldı. Genç bir zabitle ne olduğununu anlamadan nikahlanıverdi Bir ömür yaşayacağı adamın yüzünü nikahta görmüş, düğünü beklemek için de baba evine geri dönmüştü.
Balkan savaşıda tam o ara da çıktı.Daha elini bile tutmadığı kocası harbe gidiyordu Kocası liman da vedalaşırken ilk defa öptü onu yanağından.
Makbule bir dolu kadın gibi acı merak,hüzün için de beklemeye fırsat bile bulamadan, aldı nikahlısının şehit haberini.Küçücük kasaba da gün geçmiyordu ki zaten bir şehit yaralı haberi gelmesin.Acı müşterekti.Vatan ağlıyordu.Düşman Çatalca'ya dayanmıştı, Yürekler,korku merak,içindeydii
Balkan harbi daha sona ermeden,binlerce şehidin kanı kurumadan,yeni kara bulutlar geliyordu Avrupa'dan.Balkanlar elimizden gitmiş,yenik Osmanlı yeni,yeni tuzakların içine çekiliyordu acımasızca.
Tam bu karmaşa,ve acılar için de aşk geldi çaldı Makbule'nin gönül kapısını. Ben de kendi yaşamım da çok gördüm bebeğim. Acıyla çıktığın bir çok kapı yeni ümit kapıları açabiliyor insana.
Yağız kara gözlü sevdiğiyle vakit geçirmeden evlendiler.İçleri buruktu ama mutluydular.Tabii ülkenin bu durumun da ne kadar mutlu olunursa Beraber oldukları bir kaç ay rüya gibiydi.Ama kader o yılların insanları için hiç de iyi şeyler düşünmüyordu.
Balkan harbi yeni bitmişti,ama yine kötü haberler geliyordu her taraftan.Vatan gidenlerine ağıt yakıyor,İstanbul uyuyor,Anadolu kaynıyordu.
Birinci Dünya savaşı... Masa başında vurulan yumruklar,volkan gibi patlamış,milyonlarca mermiye dönüşüp.Binlerce kilometreye ulaşmıştı çoktan.
'26 TEMMUZ 1330 fırkanın emriyle yazıcı olarak aynı gün Şarkışla'ya duhulunuz arzolunur.
Makbule daha doyamadığı sevdiği erkeğini içi kan ağlayarak yolcu etti ı savaşa bütün Ayşe'ler Fatma! lar gibi.
Kocasından ilk haberi aylar sonra aldı.Şarkışla'dan Trablus'a geçecek ve Mustafa Kemal paşanın öncü birliğine katılacaktı.Sinop'da savaştan nasibini almıştı Kasaba da hemen,hemen hiç erkek kalmamıştı.Daha Balkan savaşlarının yaraları sarılmadan bu vurgun yıllarca sürecek ve makbule gibi binlerce kadını yalnız,çaresiz.acılar için de bırakacaktı.
O zamanlar iletişim böyle değildi ki birtanem.Haberler aylar sonra geliyordu
İkinci haber kızını doğurduktan bir ay sonra geldi Sevdiği adam,Trablusgarp'da savaşırken İngiliz'lere esir düşmüştü.Makbule'nin kardeşiyle beraber.
Makbule acılar sıkıntılarla geçen uzun yıllar da bütün insanlar gibi yaşam savaşı için de evladını büyütmeye çabalarken,kocası da beş yıl sürecek esareti yaşıyordu İngliz'lerin elinde.İşkenceyle kahırla geçen beş tane üçyüz altmışbeş gün.Kendisi gibi üst düzey subayları öldürmüyor ama olmadık işkenceler yapıyorlardı.Günün birinde takas için lazım olurlardı kimbilir.
Dayanılmaz sıcak,bakımsızlık,diğer askerlere yapılan zalimlikler hepsini bitirmişti. iEziyet çeken ölen askerlerini gördükçe,ölmediğine hayıflanıyordu.Sevdiklerinden vatanından kilometrelerce uzak,Osmanlı'ya ihanet içinde ki arap toprakların da bitmeyen uzun yıllar.,
Makbule,tam ümitlerinin bittiği ve en yenik düştüğü anda aldı kocasının dönüş haberini.Beş yıldır görmediği,hayalinde ki adamı beş yaşında ki kızının elini tutarak,bekledi liman da.Merdivenlerden inen bitkin ve yaşlı adamı,bütün vücudu titreyerek hüzünle kucakladı.Darmadağın olmuş hayaller ve bütünler. Tıpkı vatanı gibi Makbule içinden taşan hıçkırıkları yine içine gömdü.İkisi de daha yirmili yaşlarını bitirmemişlerdi..
Şok çabuk geçti.Erkeklerini evlatlarını kaybeden bir dolu kadından daha şanslı olduğunu biliyordu Bütün olumsuzlukları attı kafasından hasta,bitkin kocasını sevgiyle sardı titreyen kollarıyla.
İkinci kızı doğduğunda Türkiye yine bir savaşı kurtuluş savaşını yaşıyordu.Mustafa Kemal Anadolu'ya geçmiş,Yeni Türkiye için milletiyle elele uğraş veriyordu. Öldü,bitti denilen,üstünde zafer çığlıklarıyla tepinen bir sürü düşmana nisbet, yepyeni bir ümit, yeni bir ülke doğuyordu Osmanlı'dan.
Makbule.... O kadın benim anneannemdi
Dedemi hiç hatırlamıyorum.Uzun esaret yılları savaşlar çok yıpratmış onu. Uğruna esir düştüğü vatanı,Atatürk ve ailesinin sevgisiyle yaşamış uzun yıllar.
Anneannemi hayal meyal hatırlıyorum.İncecik,uzun boylu,siyah saçlı ve gözlerin de buğu olan bir kadın.
Gencecik yaşamlarını şehit veren milyonlarca erkek, ve hüzün gözlü kalbi yaralı kadınlar gaziler.Onlar kendi çocuklarına,yeni nesillere ümit ve güven dolu bir ülke hediye ettiler.Onları Atatürk ilkeleriyle yokluklar içinde ama onurla büyüttüler.okuttular Sonrasını bilemiyorum.Ben,biz,bizler... sizlere ne bırakabileceğiz.Suçluluk hissini duymadan...
Anneannem bize geldiği zaman koynunda yatardım,Hiç masal anlatmazdı bana. Babaannem gibi değildi.Belki de gerçekleri çok acı yaşadığı için...
Her sabah dört de uyanır,beni de uyandırırdı.Küçük mangalın da pişirdiği kahvesinin birazını paylaşmak için.
Anılar,anılar...İnsanın yaşadığı ve çoğunlukla bilinçsizce harcadığı yaşamı.
Yaş aldıkça nasıl bir hatıra hazinen oluyor bilemezsin.O hazineyi hep güzel şeylerle doldurabilsek,ve koruyabilsek.Geçmişe,geleceğe,ve güzelliklere daha az ihanet ederiz belki de.
Ben senin anıların da nasıl olacağım bilemiyorum.Ama sen benim seni çok sevdiğimi hep bileceksin.
Ve ben o sevgi de ölümsüz olacağım..Tıpkı benim ölümsüzlerim gibi
 
Cansın Erol
Yorum Ekleyin | 25 Ocak 2008 | HİKAYELER
Yorum Ekleyin | 15 Ocak 2008 | FOTOĞRAF ALBÜMÜ SLAYT RESİMLER
Yorum Ekleyin | 15 Ocak 2008 | FOTOĞRAF ALBÜMÜ SLAYT RESİMLER
Yorum Ekleyin | 15 Ocak 2008 | FOTOĞRAF ALBÜMÜ SLAYT RESİMLER
Yorum Ekleyin | 15 Ocak 2008 | FOTOĞRAF ALBÜMÜ SLAYT RESİMLER
Cocuklar soylediklerimizden degil yaptiklarimizdan ogreniyorlar. ..Yani onlara öğüt vermek boşuna
 
BAKMADIĞIMI SANDIĞIN ZAMAN (Bir çocuk tarafından yazılmış)

Benim bakmadığımı sandığın zaman, ilk yaptığım resmimi buzdolabının kapısına astığını gördüm ve hemen bir başka resim yapmak istedim .

Bakmadığımı sandığın zaman, sokaktaki bir kediyi beslediğini gördüm ve hayvanlara karşı nazik olmanın iyi bir şey olduğunu öğrendim.

Bakmadığımı sandığın zaman, benim için en çok sevdiğim keki yaptığını gördüm ve küçük şeylerin yaşamdaki özel şeyler olabileceğini öğrendim.

Bakmadığımı sandığın zaman, bir dua okuduğunu işittim ve her zaman konuşabileceğim bir Tanrı olduğunu ve Tanrı'ya güvenmeyi öğrendim.

Bakmadığımı sandığın zaman, yemek yaptığını ve hasta olan bir arkadaşına götürdüğünü gördüm ve hepimizin birbirimize bakmamız gerektiğini öğrendim .

Bakmadığımı sandığın zaman, zamanını ve paranı, hiçbir şeyi olmayan insanlara verdiğini gördüm ve bir şeylere sahip olanların, hiçbir şeyi olmayanlara vermeleri gerektiğini öğrendim.

Bakmadığımı sandığın zaman, evimizi ve içindeki herkesi gözettiğini, özen gösterdiğini gördüm ve bize verilenlere bakmamız gerektiğini öğrendim .

Bakmadığımı sandığın zaman, iyi hissetmediğin zamanlarda bile sorumlulukları nı yerine getirdiğini gördüm ve büyüdüğüm zaman sorumlu olmam gerektiğini öğrendim .

Bakmadığımı sandığın zaman, gözlerinden yaşlar aktığını gördüm ve bazen olayların incittiğini, ama ağlamanın yanlış olmadığını öğrendim.

Bakmadığımı sandığın zaman, umursadığını gördüm ve olabileceğim her şey olmayı istedim.

Bakmadığımı sandığın zaman, büyüdüğüm zaman iyi ve üretici bir insan olmak için bilmeye gereksinim duyduğum yaşamın derslerinin çoğunu öğrendim.

Bakmadığımı sandığın zaman, sana baktım ve "bakmadığımı sandığın zaman gördüğüm her şey için teşekkür ederim" demek istedim.

Diane David
(Alıntıdır)
 
 

Yorum Ekleyin | 15 Ocak 2008 | YAŞAMDA GEZİNTİLER
Dün gece sen bir melek gibi uyurken,başucun da saatlerce seni seyrettim.Tanrının yarattığı eşsiz mucizeyi.Hak etmediğimiz,bilinçsizce dünyaya getirip,dünyasını zehir ettiğimiz.bakamadığımız,sokaklara savaşların içine attığımız,çocuklar geldi aklıma.Hepsini okşayıp sevdim,gönlümle. Çaresizce ve hüzünle
Sana bakarken geçmiş ve geleceği gördüm sanki.Babanı amcalarını ilk kucağıma alışım ve o anların mutluluğu keyfi sardı içimi.Var olan ve kaybettiğim bütün sevgiler ilahi bir müziğin sonsuz nağmeleri gibi bütün dünyamı kuşattılar.Yaşam da bana armağan verilen bu duygular ve sen Tanrıya binlerce teşekkürler ettim.
Bir tanem,bir zamanlar bu kocaman babaanne de çocuktu.İnanılır gibi değil!
Uzun yıllar,tek çocuk olmanın keyfini süren,yaramaz,zayıf bir kız çocuk.Hani eben diye takıldığım,doktor dayı çok sonraları teşrif etti dünyaya.
Bizim çocukluğumuz da şimdi ki oyuncakların imkanların hiç biri yoktu ki.Çelik çomak oynar topaç çevirir,tellerden yaptığımız arabaları yarıştırırdık.
Sokaklar bahçeler bizimdi.Yeşiller bu kadar az binalar bu kadar çok değildi.
Ankara'daki iki katlı evimizi hatırlıyorum.Hala sevgisiyle içimi ısıtan babaannemi,sakin sokakları,tertemiz giyinmiş güzel insanları.Orhan Veli,Nihal Atsız,gibi çok değerli şairler sık,sık evimize gelir,onların sohbetleri şiirleriyle,beslenirdim farkın da olmadan.
Sonra kısa bir süre için Öğretmen olan anne ve babamın tayiniyle Kırıkkale ye taşındık.Şair bir öğremenin,hem sağcı hem solcu insanlarla görüşmesi,O zaman ki iktidarın mili eğitim müdürünün gözünden kaçmamıştı.Ah birtanem aynı filimleri yıllardır seyretmekten bıktık inan...
O küçük kasaba da geçen çoçukluk yıllarım.Tadı hala yüreğim de
İlk evimiz bahçesi,nergisler sardunyalarla dolu iki katlı ahşap bir evdi.Üst katta ev sahiplerimiz oturuyordu.Nur yüzlü nur yürekli iki güzel insan.Bana ve insanlara verdikleri duyguları sana anlatamam.Onun için her fırsatta pırıl,pırıl ovulmuş sapsarı parlayan tahta merdivenlerden koşarak çıkar,hiç kilitlenmeyen kapılarını açıp,bembeyaz işlemeli sabun kokan,kerevetteki kucaklarına atardım kendimi.Her defasında uzun zamandır görmemişler de çok özlemişler gibi koklayarak öpüp okşarlardı beni.
İkram edecek birşeyleri mutlak olurdu.Dinimizi yüceliğini güzelliklerini onlardan öğrendim ben.Hiç yalan söyleme kimseyi aldatma.Sevgiyi,saygıyı tanrını yarattıklarından esirgemiyeceksin.Affetmeyi mütevazı olmayı bileceksin.Duaları ezberletir benimle,büyük bir insanmışım gibi de sohbet derlerdi Şimdi bakıyorum da bin dokuzyüz ellilerin Türkiye
'sinin küçük bir kasabasına ve bu günlere...
O zamanlar evlerin tek lüksü radyo idi.Hani şimdi bazı evlerde antika olarak baş köşeye konan önü,çoğunlukla bezle kaplı,kocaman düğmeli süs eşyası.Tek istasyonlu zaman,zaman cızırtılarla çalışan ama dış dünyayla tek bağlantımız,eylencemiz.Doğru türkçeyi,müziği,şiiri tiyatroyu bir dolu bilgiyi, ondan aldı bizim neslimiz.Şimdi binlerce televizyonun,radyonun,bilgisayarın ve iletişim aletlerinin var olduğu yirmibirinci yüzyılımız da ve bir dolu kavram kargaşasının arasın da hangi nesil daha şanslı bilemiyorum....
Evlerde kışın etrafın da toplandığımız sobalarımız vardı.Daha zengin evlerde kuzineler Mutlak bir kedimiz olurdu.Çapkın yaramaz,tembel asabi ağırbaşlı kediler.Hayvanların da insanlar gibi çeşitli karakterlere sahip olduğunu o zamanlar öğrendim.Komşular birbirine gelir gider, ve evlerin de pişenlerden mutlaka yollarlardı Memleketin ne olacağı,pahalılık konuşmaları bu günden farklı olmadığı için anlatmama gerek yok.Çok sonradan tanışma
fırsatı bulduğum Safiye Ayla Müzeyyen Senar' ın sesleri şarkıları konuşulur.Hamiyet Yüceses,in güzelliği anlatılırdı.
Buz dolabı,çamaşır makinesi gibi aletler hayallerde bile yoktu.Yiyecekler tel dolaplar da saklanır,kışlık erzaklar yazın hazırlanıp tenekeler de bekletilirdi. Filimleri Amerikadan beş altı yıl sonra seyrederdik.Gazeteleri çlktıktan iki gün sonra okurduk.
Hatırlıyorum,yattığım oda çok küçüktü.Geceleri yatağımda uyumadan önce gördüğüm son şey,kıpkızıl cilalı tavan tahtaları olurdu.Bir zamanlar yemyeşil bir ağaç olan o tahtaların kesilirken canlarının acıdığını düşünür çok üzülürdüm.Cılız sokak lambasının ışığının vurmadığı yerlerde acayip gölgeler oluşurdu.Yuvarlak hareli kesitlerinde insan yüzleri çiçek şekilleri görürdüm.Bazen de ürkütücü gölgeler.İçim korkuyla dolu hemen gözlerimi kapar,horoz seslerini kendime nini yapardım.Bir de kapı da yatan sarıkız. bütün korkularım aniden biterdi onu düşününce..Ne güzel uykulardi onlar.
Sevginin büyüklüğü biraz da aldığın sevgileri çoğaltmaktan geçer.Sende hayvanları çok seviyorsun.Tanrının yarattığı her şey güzel ve dengelidir.Yaşamın boyunca yalnız gözlerinle değil kalbinle de bakarsan bunu göreceksin.Sevgiyi,aklı güzellikleri yanlış kullanan aslın da insanlar.Kendi eliyle yok ettiği değerlerin hırsını birbirinden çıkaran da...Onun için çoğu insan kendi bozduklarıyla kendinden kaçmak için yine doğaya ve hayvanlara sığınır.Oradaki saf temiz sevgiyi bulmak için..
Sarıkız tanıdığım da çok yaşlıydı.Bir zamanlar evini sürüsünü koruyan o azametli hayvanı yaşlanınca sokağa atıvermiş sahibi.Vefasızlık ne kadar kolay bir duygudur. İnsanlar birbirine de onun için bu kadar sık uyguluyorlar herhalde.
O tıpkı Anadolu insanı gibi saf temiz ve koruyucuydu.Kimseyi rahatsız etmezdi.O kadar güzel gözleri vardı ki sana anlatamam.Her şeyi bilen gören anlayan bilge gözler.Yer,yer dökülmüş kırçıl tüyleri,kocaman gövdesiyle uzaktan bakanlara biraz korkutucu gelirdi belki de,
Bir akşam üstü okuldan dönerken gördüm onu,Bir kaç çocuk bağırarak ve korkuyla karışık bir arsızlıkla kocaman taşlar atıyorlardı üstüne.o taşlardan kaçmak için biraz uzağa gidiyor aldırmadan yoluna devam ediyordu.Yaşlı,ergin bir adamın yaramazlığa hoşgörülü edasıyla.Çocuk yüreğim acıyla doldu.Sarıkızın önüne geçtim.Atılan taşlardan birisi bacağıma geldi. ağlamaya başladım.O durdu birden, üzgün gözleriyle baktı bana. sonra kocaman dişlerini göstererek çocuklara doğru bir iki adım attı. Zarar verme niyeti yoktu biliyorum.Çocuklar korkuyla kaçtılar.Sarıkız geri döndü önüme diz çöküp.acıyan dizimi yalamaya başladı.Gözlerin de yaş yoktu ama o da ağlıyordu sanki benim gibi.Eve beraber geldİk ve hiç ayrılmadık o ölene kadar.
Ertesi sabah okula gitmek için sokak kapısını açtığım da kocaman bir post gibi kapının önünde yatıyordu.Sevdik okşadık kalk dedik.Ne yapsak kıpırdamıyordu yerinden.Çaresiz üstünden atlamak için bir bacağımı atınca,kalktı birden ben ve çantam üstün de oturuyor bulduk kendimizi.Tıpkı bir at gibi beni sırtın da okula götürdü.Dönüşte okulun önün de bekliyordu beni..Yıllarca o küçük kasabanın dilinde sırtındaki kızı okula getirip götüren bir köpekle bir çocuğun dostluğu söylendi durdu.
Onu kaybedince çocuk kalbimle öleceğim zannettim.Daha ölümün bile ne olduğunu bilmiyordum ki,Sonra yaşadıkça maddi manevi bir dolu kayıplar yaşadım ve yaşayacağımızı öğrendim kendi sıramız gelene dek.
Bir de sevgi sevenlerde yaşadığınca sevilenler ölmezmiş onu öğrendim.
Tabii yaşarken bu sonsuz duyguyu birbirine armağan bırakabilenler için geçerli olmalı bu cümle.
Bunu öğrenmek bile insanın yaşadığına değer..İnan bana Seni çok seviyorum bebeğim.......
 
Sarıkız şiirinden ilham
Yorum Ekleyin | 10 Ocak 2008 | HİKAYELER
Ara
Sanat ve sevgi kalpten kalbe giden en kısa yolmudur
Evet
Hayır
bilmiyorum