Küçüğüm sana uzun zamandır yazamadım,çok da özledim bilesin.Aslında insanın için de hep var olan,ama sabırla bekletilen duygular,bir bakarsın kalpte ki görünmeyen sığınaklarından taşar gözlerde sel olur.Varsın taşsın.Özlemek bile güzel duygudur.Yaşadığını anlatır insana.Dolu,dolu sevmesen,sevenlerin olmasa neyi,kimi özleyeceksin ki. Aslında ayrılık zordur,acıtır.Ama hayat istediklerimizi,beklentilerimizi bize sunmaz çoğunlukla.O kendi yolunu çizmiştir çoktan.Ama sevgi yer mesafe zaman tanımaz.Gerçekse inatçıdır.vazgeçmez.Ve sevilen mutluysa,sen de mutlu olursun hasrete inat. Ya vatan sevgisi..o bambaşka bir duygudur.yaşamın bile değersiz kalır onun yanında.Aksi olsaydı anneler,babalar evlatlarını,kadınlar eşlerini,kardeşlerini askere savaşlara nasıl yollardı ki.Keşke kavga savaş hiç olmasaydı dünyamız da.Bize armağan verilen kısacık bir zaman dilimini birbirimizi üzmeden,yok etmeden mutlu huzurlu,sevgi dolu geçirebilseydik. Savaş dedim de.Benim doğduğum yıllar ikinci dünya savaşının sonlarına rastlar.Ekmeğin,şekerin vesikayla alındığı yıllar.Sonra 1952 de demokrat partinin Amerika ile balayı devrini yaşarken sırf onlar için dünyanın bir ucu Çin'e yolladığı evlatlarımız. kaybettiklerimiz için çektiğimiz yürek yangınları. Bir de Kıbrıs davamız vardı.Gençliğimiz de meydanlar da! ya istiklal ya ölüm! diye az bağırmadık.Sonrası da ihtilaller ve terör. Ama bizden iki nesil öncesi çok acılar çekti bir tanem.Şimdi üstün de oturduğumuz bu topraklar için neler çekildi,ne şehitler kanlarıyla suladı bu vatanı. Geçmişini unutanın geleceği de olmaz.Bu millet Ata' sıyla bir bütün olup neler pahasına bize armağan etti bu güzel yurdu. Makbule. Makbule Sinop'ta doğdu.O zamanlar Sinop,Kastomonu eyaletine bağlı,zümrüt yeşili ormanları,masmavi deniziyle sakin küçük bir Osmanlı kasabasıydı. Eyalet jandarma komutanı Ali paşanın güzeller güzeli kızı olarak,binsekizyüzlü yılların sonuna doğru yaşama merhaba dedi.Sinop'un ünlü hapishanesinin bitişiğindeydi evleri.o koca duvarlara inat iki katlı evlerin de serpildi büyüdü. Kadın hakları diye bir kavramın olmadığı,bir dönemde kızını okutan,müzik ut dersleri aldıran bir aileye sahipti. Makbule'nin genç kızlık dönemi koskoca Aliye'i Osmaniye'nin çöküş zamanlarına rastlar.Yüz yıllardır sahip olduğumuz,topraklardan uzun zamandır tehlike sinyalleri geliyordu. Bütün millet tedirgindi.İtalyan'lar güney de Trablus ve Bingazi'ye asker çıkarmıştı.Osmanlı ordusu oraya yönelince,Trakya baş kaldırdı.Bulgaristan İtalya ile işbirliği yaptı.Karadağ,Sırp'lar,Arnavutluk devreye girdi. Yunanistan bunu fırsat bilip ayrı bir kanat oluşturdu. Osmanlı o azametli büyük imparatorluk bütün gücünü kaybetmiş,yaralı bir aslan gibi,dört bir yanından vurulmuş,son ölümcül darbeyi bekliyordu sanki. O zamanlar kız erkek arkadaşlığı,flört gibi kavramlar yoktu.Zamanı gelince kızlar ailenin uygun gördüğü bir kocaya verilirdi. Kazara birbirini görüp aşık olanların çoğu da kavuşamazdı zaten.O devre göre aydın bir kasaba sayılan Sinop! da bile.Düşün yirminci asrın başları. Makbule'de bundan nasibini aldı. Genç bir zabitle ne olduğununu anlamadan nikahlanıverdi Bir ömür yaşayacağı adamın yüzünü nikahta görmüş, düğünü beklemek için de baba evine geri dönmüştü. Balkan savaşıda tam o ara da çıktı.Daha elini bile tutmadığı kocası harbe gidiyordu Kocası liman da vedalaşırken ilk defa öptü onu yanağından. Makbule bir dolu kadın gibi acı merak,hüzün için de beklemeye fırsat bile bulamadan, aldı nikahlısının şehit haberini.Küçücük kasaba da gün geçmiyordu ki zaten bir şehit yaralı haberi gelmesin.Acı müşterekti.Vatan ağlıyordu.Düşman Çatalca'ya dayanmıştı, Yürekler,korku merak,içindeydii Balkan harbi daha sona ermeden,binlerce şehidin kanı kurumadan,yeni kara bulutlar geliyordu Avrupa'dan.Balkanlar elimizden gitmiş,yenik Osmanlı yeni,yeni tuzakların içine çekiliyordu acımasızca. Tam bu karmaşa,ve acılar için de aşk geldi çaldı Makbule'nin gönül kapısını. Ben de kendi yaşamım da çok gördüm bebeğim. Acıyla çıktığın bir çok kapı yeni ümit kapıları açabiliyor insana. Yağız kara gözlü sevdiğiyle vakit geçirmeden evlendiler.İçleri buruktu ama mutluydular.Tabii ülkenin bu durumun da ne kadar mutlu olunursa Beraber oldukları bir kaç ay rüya gibiydi.Ama kader o yılların insanları için hiç de iyi şeyler düşünmüyordu. Balkan harbi yeni bitmişti,ama yine kötü haberler geliyordu her taraftan.Vatan gidenlerine ağıt yakıyor,İstanbul uyuyor,Anadolu kaynıyordu. Birinci Dünya savaşı... Masa başında vurulan yumruklar,volkan gibi patlamış,milyonlarca mermiye dönüşüp.Binlerce kilometreye ulaşmıştı çoktan. '26 TEMMUZ 1330 fırkanın emriyle yazıcı olarak aynı gün Şarkışla'ya duhulunuz arzolunur. Makbule daha doyamadığı sevdiği erkeğini içi kan ağlayarak yolcu etti ı savaşa bütün Ayşe'ler Fatma! lar gibi. Kocasından ilk haberi aylar sonra aldı.Şarkışla'dan Trablus'a geçecek ve Mustafa Kemal paşanın öncü birliğine katılacaktı.Sinop'da savaştan nasibini almıştı Kasaba da hemen,hemen hiç erkek kalmamıştı.Daha Balkan savaşlarının yaraları sarılmadan bu vurgun yıllarca sürecek ve makbule gibi binlerce kadını yalnız,çaresiz.acılar için de bırakacaktı. O zamanlar iletişim böyle değildi ki birtanem.Haberler aylar sonra geliyordu İkinci haber kızını doğurduktan bir ay sonra geldi Sevdiği adam,Trablusgarp'da savaşırken İngiliz'lere esir düşmüştü.Makbule'nin kardeşiyle beraber. Makbule acılar sıkıntılarla geçen uzun yıllar da bütün insanlar gibi yaşam savaşı için de evladını büyütmeye çabalarken,kocası da beş yıl sürecek esareti yaşıyordu İngliz'lerin elinde.İşkenceyle kahırla geçen beş tane üçyüz altmışbeş gün.Kendisi gibi üst düzey subayları öldürmüyor ama olmadık işkenceler yapıyorlardı.Günün birinde takas için lazım olurlardı kimbilir. Dayanılmaz sıcak,bakımsızlık,diğer askerlere yapılan zalimlikler hepsini bitirmişti. iEziyet çeken ölen askerlerini gördükçe,ölmediğine hayıflanıyordu.Sevdiklerinden vatanından kilometrelerce uzak,Osmanlı'ya ihanet içinde ki arap toprakların da bitmeyen uzun yıllar., Makbule,tam ümitlerinin bittiği ve en yenik düştüğü anda aldı kocasının dönüş haberini.Beş yıldır görmediği,hayalinde ki adamı beş yaşında ki kızının elini tutarak,bekledi liman da.Merdivenlerden inen bitkin ve yaşlı adamı,bütün vücudu titreyerek hüzünle kucakladı.Darmadağın olmuş hayaller ve bütünler. Tıpkı vatanı gibi Makbule içinden taşan hıçkırıkları yine içine gömdü.İkisi de daha yirmili yaşlarını bitirmemişlerdi.. Şok çabuk geçti.Erkeklerini evlatlarını kaybeden bir dolu kadından daha şanslı olduğunu biliyordu Bütün olumsuzlukları attı kafasından hasta,bitkin kocasını sevgiyle sardı titreyen kollarıyla. İkinci kızı doğduğunda Türkiye yine bir savaşı kurtuluş savaşını yaşıyordu.Mustafa Kemal Anadolu'ya geçmiş,Yeni Türkiye için milletiyle elele uğraş veriyordu. Öldü,bitti denilen,üstünde zafer çığlıklarıyla tepinen bir sürü düşmana nisbet, yepyeni bir ümit, yeni bir ülke doğuyordu Osmanlı'dan. Makbule.... O kadın benim anneannemdi Dedemi hiç hatırlamıyorum.Uzun esaret yılları savaşlar çok yıpratmış onu. Uğruna esir düştüğü vatanı,Atatürk ve ailesinin sevgisiyle yaşamış uzun yıllar. Anneannemi hayal meyal hatırlıyorum.İncecik,uzun boylu,siyah saçlı ve gözlerin de buğu olan bir kadın. Gencecik yaşamlarını şehit veren milyonlarca erkek, ve hüzün gözlü kalbi yaralı kadınlar gaziler.Onlar kendi çocuklarına,yeni nesillere ümit ve güven dolu bir ülke hediye ettiler.Onları Atatürk ilkeleriyle yokluklar içinde ama onurla büyüttüler.okuttular Sonrasını bilemiyorum.Ben,biz,bizler... sizlere ne bırakabileceğiz.Suçluluk hissini duymadan... Anneannem bize geldiği zaman koynunda yatardım,Hiç masal anlatmazdı bana. Babaannem gibi değildi.Belki de gerçekleri çok acı yaşadığı için... Her sabah dört de uyanır,beni de uyandırırdı.Küçük mangalın da pişirdiği kahvesinin birazını paylaşmak için. Anılar,anılar...İnsanın yaşadığı ve çoğunlukla bilinçsizce harcadığı yaşamı. Yaş aldıkça nasıl bir hatıra hazinen oluyor bilemezsin.O hazineyi hep güzel şeylerle doldurabilsek,ve koruyabilsek.Geçmişe,geleceğe,ve güzelliklere daha az ihanet ederiz belki de. Ben senin anıların da nasıl olacağım bilemiyorum.Ama sen benim seni çok sevdiğimi hep bileceksin. Ve ben o sevgi de ölümsüz olacağım..Tıpkı benim ölümsüzlerim gibi Cansın Erol |
| | |
| |
| |
|
|
|
Düşünce gezileri(2) Ben hiç günlük tutmadım.O anı sabitleştiren,gülen,somurtan,toplu yalnız çekilen resimlere de tarih atmadım. Şiirlerime de..Zaman akıp gidiyor dediğimizde,aslında zamanın yerinde durduğunu,bütün canlı varlıkların,sonsuz bir dönüşümle akıp gittiğini düşündüm.İnsan bir düşünce şaheseri,aynı zamanda çelişkiler yumağı.Sevgi denilen büyülü duyguyu yaşayan,yaşatan,ya da onu acımasızca yok eden.Ölümün mutlak olduğunu bilen,ama bir ölümlüyü dünyaya getirmenin mutluluğunda büyüyen,sonra da ölüme ağlayan..yine insan. Seven,öldüren,savaşan,icatlar yapan,insanı insanlaştıran ya da alabildiğine küçülten faniler. Yapmak istediğimiz,gerçek olmayan bir dünyada,kalıcı bir şeyler bırakmak,ve bir zamanlar bende vardım diye yaşama damga basmakmı..Yoksa insani duygularla sonsuzluğu yakalama çabası mı.. Şimdi duvarları belki de iki yüz senelik bu yaşlı binanın bir odasın da kendimle başbaşayım. Yıllar önce sırf o istiyor diye duygularımı,özlemimi binlerce taşın altına gömüp,ellerimle gurbete yolladığım oğlumun evindeyim. Yıllar,ayrılıklar bana hüznü hasreti,yakarak tattırdı ama,sevdiklerime uzakta da olsalar yakın olduğumu öğretti.Sevdiklerime değil,sevgilerime sahip olmayı da..Ölümün dışındaki bütün ayrılıklar,kavuşmanın sevincini yaşatan mutluluklardır.. Çocukları ve gençleri hep sevdim.Onlar yalın,oldukları gibi ve temizdirler.Onları bozan gencecik yüreklerini,beyinlerini kirleten,birbirine vurduran,yok eden kocaman insanlar değil mi..
Özlediğim o çocuk yok,nerede, Dudaklar sahte gülüşler de artık, Özlediğim serap mı yoksa hayal mi, Büyümüş bütün çocuklar,adam olmuşlar yazık.. İkisi İtalyan biri Türk üç genç insan bu evde,bir çatının altında,dış dünyanın kavgalarına,hırslarına inat,sevgiyi,hoşgörüyü bir güneş gibi gönüllerine koyupbu soğuk duvarlı evi sıcacık bir yuva yapmışlar. Ruhumda ki korku,telaş,yorgunluklar,din,dil insan ayırımı yapmadan bir bütün olmuş bu dostluk,arkadaşlık şarkısında yok olup gitti.Kısa bir süre için de olsa.. Savaş,kavga,açlık dolu bir dünya da bana ümit kapılarının tılsımlı anahtarını veren güzel çocuklar.. O esmer şehirden,gri taş duvarlı kocaman evden ayrılalı çok oldu. Ayrılık bir ahtapot gibi yüregimin her zerresini sarsa da,aynı yürek ümit ışıklarıyla pırıl,pırıl.ve mutlu. Çünki biliyorum sevgi yaşamda ki en kısa yoldur. |
| |
|
Cansın Erol |
| |
|
|
Kar(1) Ah benim elleri kınalı kuzum.Anası gibi bahtı karalım.Ne vardı bu kar kıyamette hastalanacak.Ağlama yavrum ne olur.Canın yanıyor biliyorum ama anan ne yapsın.Dışarda kar kıyamet.Sanki benim yüreğime yağıyor,simsiyah.. Ben de böyle bir havada doğmuşum.Anamı kasabaya zor yetiştirmişler.Az daha ikimizde ölüyormuşuz.Kör olası doktor zor kurtarmış.Çok lazımdı sanki. Bu beyazlığa tutsağız biz,elleri kınalım.Hastalık bile bize haram.Canın acıyor biliyorum.Bu kar da sanki benim yüreğime yağıyor kor,kor.. Şimdi seni sararım,ellerimle dokuduğum kilime,babanla koyarız kızağa doğru kasabaya.Üç,dört saat şunun şurası.Çıkarız doktor amcaya hemen ilacını verir iyileşirsin kara gözlüm.Biraz daha dayan ne olursun, Giden iki bebemden sonra senin acına dayanamam gayri.Şu zalim kara yenik düşmeyelim artık tanrım...
KAR(2) Dışarıda lapa lapa kar.Ne de güzel yağıyor ayol.Köşk sıcak ama,şömineyi de yaktırayım bir güzel.Buz gibi bir kadeh beyaz şarap oh ne keyif.Aman ne keyfi...İşkolik yaşlı anlayışsız bir koca. Varsa,yoksa iş,iş..Şimdi bizim kızlarla dağda olmak vardı.Burada köşke tıkıl kal.İsviçre de ne güzeldir şimdi kim bilir.Yeni kayak takımlarımla da ne hava atardım ama..Kıskançlığından beni de yalnız göndermiyor. Bu hafta sonu da götürmesin ben yapacağımı bilirim ona.. Ayşe...çabuk vizonumu getir.Şöföre de söyle arabayı hazırlasın.Çok sıkıldım vallahi,bari biraz alış veriş yapayım. Kar da inşallah hafta sonuna kadar yağar da,bende rahat,rahat bir kayak yaparım.
KAR(3) İşte bu sonbahar da bitti.Tıpkı benim hayatım gibi Kış da geldi işte.Neyse kısmette bu kışı da görmek varmış.Evden kar ne güzel görünüyor.ama dışarısı nasıl soğuktur kimbilir Hanım kahvemi getirse de içip yollara düşsem.O da iyice kocadı artık. Benim romatizmalarda bu soğukta iyice azmasa bari.Otobüsü çok beklermiyim acaba.Trafikte sıkışıktır şimdi Gençliğimde bu şehir ne kadar güzeldi.Böyle kalabalık yoktu.Herkes birbirine selam verir saygı gösterirdi.Tranvaylar,masmavi bir denizde süzülen vapurlar, gülen insanlar.Kar bile daha beyaz yağardı sanki...Ya şimdi Otuz beş sene memuriyet.Şimdi emekli olunca bu sobalı küçük evde geçiyor ömür.Olsun.Üç tane aslan gibi evlat yetişti Kimseye muhtaç olmadan.bir memur maaşıyla. Hanımın da gayreti olmasa olmazdı zaten..Arada bir takılsa da herkes köşeyi döndü bir sen beceremedin diye, boşver..Allah,devlete zeval vermesin.Evlatlar da kendi telaşelerinde zaten Bize ayıracak pek vakitleri olmuyor .Canları sağ olsun. Hanım senin kahveyi getireceğin yok Paltomu verde maaş kuyruğu iyice kalabalık olmadan,yola koyulayım.
KAR(4) Anne,Anneciğim ne olur uyan artık.Dışarıda lapa,lapa kar yağıyor.Okullarda tatil.Ben kartopu oynamak istiyorum.Hadi anne çabuk.....
KAR(5) Deprem bölgesin de kar yağışı ve soğuk devam ediyor.Kızılay battaniye ve çadır yolladı...... ..
|
|
Kadın tek başına ormanda dolaşırken buldu onu.Yalnızlıklarını birbirine sarılarak unutan,çalıların arasında.Boynu yeşil alacalı,küçük bir yavru kuş.Kanadının biri kırılmış,acıyla titreyerek,ürkek öylece yatıyordu.Kadın görmese kimbilir hangi hayvana yem olacak ya da ölecekti. Kadın incitmekten korkarak,sıcacık avucuna aldı kuşu.Evi ormanın hemen dışındandaydı.Kütüklerden yapılmış,tek katlı evi,sığınağı.Yıllar evvel anılarını,sevgilerini bohçalayıp geldiği yeni dünyası. Yalnız doğayla,yeşillerle paylaşılan başka bir yaşam.Ölmesin diye dualar okuyarak,evine getirdi kuşu.Kanadına kendi yaptığı ilaçları sürdü,sıkıca bağladı.İyileşmesi için günlerce uğraştı,sabırla bekledi.Serin bir bahar akşamı,kadın güneşin ağaçların arasından veda edişini seyrederken, kuş uçarak geldi tam kalbinin üzerine kondu.Kadının kalbinin çırpınışları kuşunkiyle bbibirine karıştı..Bir ateş topu oldu. Kadın kuşu hiç kafese koymadı. Özgür bıraktı.Evde bahçe de dilediğince uçuyor,şarkılar söylüyor,yorulunca da sıcak avucun da ya da omuzunda uyukluyordu.En büyük eylencesi de ormandan yapraklar,çiçekler getirmekti.Küçük gagasıyla onları taşıyor kendince kadına armağanlar veriyordu.Bazen kadın yatağında,tırtıllar,böcekler bile buluyordu.. Kadın kendi seçtiği yalnızlığının,bu küçük varlıkla nasıl dolduğuna,renklendiğine şaşırıp,her geçen gün daha da bağlanıyordu ona. Zaman böylece aktı geçti.Kuş serpildi,büyüdü. Bir gün kadın kuşu avucuna aldı.Sevdi,okşadı.İyileşen kanadının üzerine,YÜREĞİNİN BOYASIYLA,kocaman SEVGİ sözcüğünü yazdı.'Artık gitme zamanın geldi.Bu evin bu ormanın dışında,kocaman bir dünya var.Seni alıkoyma bencilliğini yapamam.Git,gör,tanı öğren.Sevgi özgürlüktür.Sevgilerine sahip çıkmaktır.sevdiklerine değil..Eğer geri dönersen ben hep buradayım ve seni sevmekten asla vazgeçmem.Sen nasıl mutlu olursan ol bu benim de mutluluğum olur'. Kuş anladı.Aslında gitmeyi hiç istemiyordu.Kadının ona verdiği karşılıksız,özgür,güven dolu sevgiyi böylesine bulamayacağını hissediyordu.Ama onu dinledi.Kadının yaşlarla ıslanmış yanağına küçük gagasıyla bir öpücük kondurdu Kendisi için bilinmez bir dünyaya doğru uçup gitti.Kanadında ki SEVGİ sözcüğü her kanat çırpışında,gökyüzünün sonsuz mavisiyle sanki dans ediyordu. Kadın yine de özlemle bekledi,bekledi.Onu özlüyor,arıyor ama pişmanlık duymuyordu.'Ben yaşadığımca yaşadım.Seçimimi kendim yaptım.Artık kavga,karmaşa dolu bir dünya istemiyorum.Kırgın ve yorgun gönlüm burada huzurlu. Ama o çok genç.Hayata yeni başlıyor.En azından seçme hakkı olabilmeli. ve kendini yaşamalı. Sonra bir sabah,güneşin ilk ışıklarıyla aniden uyanıverdiKuş pencerenin önündeydi.Camın arkasında bitkin,yorgun seven gözlerle öylece bakıyordu.Kadın seviçle pencereye koştu,kuşu avucuna aldı.İşte geri dönmüştü.Ama iyileştirdiği kanat iki yerinden kırılmış,sallanıyordu.YÜREĞİNİN BOYASIYLA yazdığı sevgi sözcüğünün yalnızca SEV hecesi duruyordu. Kadın hüzünle mutluluk gelgitlerinin arasında durmadan döndü, döndü diye tekrarlıyordu içinden Kırık kanadı iyileştirmek için çok uğraştı kadın.Ama kuş bir daha hiç uçamadı Olsun kuş çok mutluydu artık.Ölene kadar beraberlerdi. Kadın kuşun ondan ayrı geçen zamanda ne yaptığını hiç öğrenemedi. Kuş hiç bir yere gitmemişti günlerce ormanda beklemiş hep kadını gözlemişti.Sezgileriyle yaşadığı dünyanın dışındaki tehlikeleri biliyor Ve böylesine bir sevgiyi bulamıyacağını hissediyordu.Bekledi,bekledi,tıpkı kadın gibi.Sonra kadının penceresinin önündeki ağacın dallarına vura,vura kırdı kanadını.Tam da pencereninönüne düşmüştü allahtan. Kadın asla bilmedi....Kuş hiç pişman olmadı..
Cansın Erol..
|
|
Hep bir şeyler anlatmak istersin yaşam boyu.Ama iç dünyanın ne kadarı cümlelere,kelimelere sığar ki.İnsanlar bir aysbergin,üstündekileri görebilir ancak.Ya en derinlerde ki görünmeyenler.Bir göz,bir kalp ararsın anlayan. En yakınlarından başlarsın duvarlara çarpmaya. sonra daha uzaklara. ve yara,bere içinde yine kendine dönersin. Çünki sen kendin olursan,onların doğrularının, yargılarının dışında kalırsan onlar seni kendi kalabalıkların da boğup,kendi içinde yapayalnız bırakırlar. Sonra sevgiden bulutlara asılırsın.Kumlara yazarsın duygularını. susarsın.Sustukca,duyguların taşar içinden.Söz olur şiir olur.Bir zamanlar,gölgesinde serinlediğin,yemyeşil bir ağaçtan kopmuş bir kalemle,beyaz bir kağıda dökersin kalbini.Belki de bir şarkı olur dudağında. Ya da doğadaki,ruhunda ki renkleri,şekilleri birbiriyle buluşturur,tuallere aksettirirsin.Parmakların,çizgiler,şekiller,heykellere dönüşür,senden bir şeylerle. Onlar iç dünyamızın çığlıkları,isyanları,güzellikleri,doğurganlıklarıdır. Paylaşımıdır. Seni hiç tanımayanlarla bile,o sözlerde,müzik de renklerde buluşursun..aynı duygularla.Ve onlarla büyür yüzlere,milyonlara katlanırsın buluşursun. Artık bir gün yok olsan bile,bir dolu orman vardır bir yerler de. Acımasız baltalarla kesilseler, yakılsalar bile
Cansın Erol...
|
|