sanat ve sevgi kalbten kalbe giden en kısa yoldur
Ana Sayfa > YAZILAR
Hâlâ sizinleyse!!!


1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı
Butun gece aglayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz

2 yaşınızdayken size yürümeyi ögretti
Size seslendiginde odadan kaçarak teşekkür ettiniz

3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı
Tabaginizi masanin altina dokerek tesekkur ettiniz

4 yaşınızdayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu
Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz

5 yaşınızdayken sizi cici kiyafetlerle süsledi
Gördügünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz

6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü
Sokaklarda "GITMİYCEEEEEEEM"diye ağlayarak teşekkür ettiniz

7 yaşınızdayken size bir top hediye etti
Komşunun camını kırarak teşekkür ettiniz

9 yaşınızdayken size dualar öğretti,
siz her seferinde unutarak teşekkür ettiniz.


11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü
"Sen bizimle oturma"diyerek teşekkür ettiniz

12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi
O evde degilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz


19 yaşınızdayken okul masraflarinızı karşıladı,sizi arabayla kampuse goturdu ve eşyalarınızı taşıdı
Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz

21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi
"Ben senin gibi olmıycam"diyerek teşekkür ettiniz

22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı
Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz

25 yaşınızdayken dugun masraflarinizi karşiladi, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı
Siz dunyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz

30 yaşınızdayken bebek bakımı hakkında size akıl vermek istedi
"Artık bu ilkel yöntemleri bırak"diyerek teşekkür ettiniz

40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğum gününü hatırlattı
"Anne işim başımdan aşkın"diyerek teşekkür ettiniz

50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiginizde mutlu oldu
Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz

Derken bir gün..... o öldü
O güne kadar onun için yapmadıgınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü....




EĞER HÂLÂ SİZİNLEYSE, ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK SEVİN...

Üretmek ve paylaşmak.
Bilgiyi, düşünceyi, sevgiyi, güveni, dostluğu aklınıza gelen her şeyi paylaşabilmek. Ve bunun bir tanesini bile yapabilmek. Kanla, kasla, sinirlerle vs, oluşturulmuş bedenimizi, ruh denilen ayrıcalıkla besleyebilmek. Yaşam denilen kısa ve zorlu yolun acımasızca vuran dalgalarında, estetik ve güzelliklerle sörf yapabilmek. Hayal sınırlarının ufkunda, başka, başka ufuklara açılmak. Koklamakla solan nahif bir gül yaprağının bile yağını çıkaran insan..Ve yine o insanın bir gül kokusunda yarinin kokusunu hissetmesini anlayabilmek. 


İstanbul'dayken kadavra müzesini ziyaret etmiştim. Daha doğrusu fena olurum diye gitmek istememiştim ama oğlum öylesine ısrar ettiki, mecburen ona eşlik ettik gelinimle. Dr. Günter Won Hegens ve ekibinin çok emek ve özel işlemlerle yapılmış çalışmasının ürünü olanYaşam döngüsü - sergisini keşke herkes görebilse-Gerçek, gönüllü kadavralarda her yönüyle insan mucizesini görmek çok etkileyici. Müzeden çıktığım zaman hissettiğim duyguları anlatamam size. Belki bakış açısına göre değişebilir ama, benim duyduğum sonsuz bir hayranlık ve Allah'a inancımın doruğa çıkmasıydı. Evet insan ve bütün yaratılalanlar anlatılamaz boyutta bir sanat eseri. (Keşke insanoğlu bunun farkında olabilse. En azından saygı duymaya kendini mecbur hissederdi.) 

Sonra, maddi varlığımızın dışında bizi donattığı gözle görülemeyen ama bizi biz yapan manevi güzellikleri düşündüm. Her insanın iç dünyasının tek, tek resmi çekilebilse neler, neler görürdük diye hayal ettim. Kavgalar, hırs, kıskançlık, acımasızlıklarla kirlenmemiş rengarenk bakmaya doyulmayan o müze gezmekle bitmezdi herhalde. 

Sonra bütün bu düşüncelerin ışığında uzun bir yolculuk başladı içimde. Aşk, sevgi, estetik vs, gibi güzel duyguların birleştiği olgu, sanat oldu ilk durağım.
Sanat o büyülü kelime. Yaratıcılık.Güzeli yaratmak. Estetik. Yani denge, oran, iyilik, doğruluk, duygu ve ahlak. 

İnsan bir sanat eseriyse yaradanın, o zaman her insanın içinde bir sanat eseri olmalı, bana göre de var zaten.
Ama yaşam herkese eşit davranmıyor maalesef. Önce genetik verilerimiz, sonra doğmamıza sebeb olan ailemiz, çevremiz, bulunduğuğumuz toplum, yaşadığımız koşullar, ülkemiz ve yapımız, varolduğumuz değil varolabildiğimiz şekle sokuyor bizi. Bir kısmımız duygularının ne olduğunun farkına varamadan, vardırılmadan bir hayat göçü yaşıyor. Bir çoğumuz içinde varolanı ifade edemiyor. Çevre baskısı, korkular, yaşam kavgası, engellemelerle yok olup gidiyor.
Eskilerin deyimiyle yaşam zor zanaat. 


Bütün bu zorlukların ışığında aslında sanat ve sevgi, hayatı yumuşatan, incelten ve mana katan en büyük etken ve birleştirici etken. 

Biraz kenarından bulaşmış bir insan olarak ve yaşımın birikimleriyle rahatlıkla söylüyorum bunu. Hayatın bütün acımasızlık ve sertliklerine rağmen sertleşmemem ve ne olursa olsun sevgiden vazgeçmememde şiirin, müziğin etkisi yadsınamaz. Ben şanslıydım. Gerçek sanat insanlarıyla beraber olabildim. Onlardan öğrendiklerim, paylaştıklarım hazinem oldu. Beni çoğalttı. Bütün bunları sizlerle sizlerle paylaşacağım diğer yazılarımda. 


Dilimizde, olmayacak şeyleri düşünenlere hayalci derler..Hatta bu kelime çoğunlukla küçümsenerek söylenir.Ama şöyle etrafınıza bakınız, oturduğunuz koltuk bile bir hayalin düşünceye sonrada eyleme dönmüş halidir. Sahip olduğumuz her şey böyle oluşmuş. Duyguların oluşumu tekamülü ve yücelişide böyledir. Yüce bir dağın doruğuna çıkarsanız duygularınızda, oradaki büyüleyici sessizlık ve güzellikte doğanın şarkısını duyarsınız rüzgarlarla. 

Hayalci olmak değil, ama arada yorulan bedeni hayalle dinlendirmek kendi içindeki şiiri, müziği duymak, kimsenin bilmediği renklerle resimler yapmak, ve kendi romanını sevgiyle yazmak. Dışardaki dünya aynı kalsada, o yolculuktan döndüğümüz zaman dünyamıza belkide başka gözle bakmayı düşünebiliriz. 

İşte müzikde sanatın böyle bir eylemi. Müzik insan ruhu üzerindeki etkileriyle, insanlık tarihi boyunca bilinmiş ve tarif edilmiştir. 

Milattan 1000 yıl önce yazılan Konfiçyüs'ün eserleri arasında ''Büyük Bilgi ve Müzik hakkında Notlar ''adlı kitapta ''Musikinin, İmparatoru devirebilecek devlet düzenini değiştirebilecek bir güce sahip olduğu yazılır. Tabii Konfiçyüs bugünleri bilemezdi. Devlet düzeni ve kavram kargaşalarıyla değer yargıları ve sanatın ne hallere gelebileceğini de.. Şiirin, müziğin insanı olumlu yönde etkileyen ve karakter özelliklerini iyiye, güzele ve ahlaka doğru geliştirmesi onun ancak doğru yollarda gelişmesiyle olduğu bilinen bir gerçek.!!! Ve sanatın tıpkı bilim gibi sonsuz düşünce ve hayal özgürlüğünde geliştiğide. 

Müzik, beste, şiir . Dostlarım; maddi varlığımızın nasıl yemek içmek vs gibi gereksinimleri varsa yaradanın aksi olan manevi varlığımızında beslenmeye ihtiyacı var. Maalesef teknolojinin durmadan geliştiği, maddiyatın egemen olduğu, ve yalnızca güçlünün siyasal sistemlerle yürüttüğü günümüzdeki hayat şartlarını hepimiz görüyor ve yaşıyoruz. 

Sanata gönül vermiş insanlar maneviyatla güç kazanır. Ama sevgi sözcüğünün abartılı bulunduğu, sanatın manasının değiştiği bu günün dünyasında, bizim gibileri kendi dünyamıza hapsediyor biraz. Ben şanslı bir insanım. Dostluğu, sevgiyi, güzellikleri paylaşabildiğim güzel insanlarım var. Sert, katı ve acımasız dünyamızda manevi iç güzellikleri, ve onunla beslenmemiz gerektiğini hiç bıkmadan yazacağım, elimden geldiğimce. 

Hepinizi gönlümle kucaklıyorum. 

'''Eğer gerçek sanatsa kapısını çaldığınız, lütfen gönlünüzün düğmelerini ilikliyerek girin içeri.''. 

''Varlığımı hapseden ne kadar zincir varsa, ruhumdaki sevgi ve sanat anahtarıyla açıldı'' 

 

 

Bugün küçük mucizelerin günü olsun.. 

Günaydın

 
 
 
 
 

İkram edilen taze demlenmiş bir bardak çay

 
 
 
 
 

Yada mis kokulu bir fincan kahve

 
 
 
 
 

Eski arkadaştan

Beklemediğin anda

Bir telefon

 
 
 
 
 

Ev veya işe giderken ya da alışverişte 

               Hep yeşil ışıklar

 
 
 
 
 

Bu gün  

İçinde küçük sevinçlerin olduğu  

Bir gün olsun 

 
 
 
 
 

Markette en hızlı

ilerleyen

kasa sırası

 
 
 
 
 

Mis kokulu bir yemek

 
 
 
 
 

Radyoyu açtığında 

en sevdiğin şarkının çalıyor olması ve o güzel şarkıya yüksek sesle eşlik etmek....

 
 
 
 
 

barış, mutluluk ve neşe dolu bir gün olsun.  

MUTLULUĞUN günü....

 
 
 
 
 

Bir şeylerin mükemmelliğinde  

Tanrının senin yanında olduğunu, seni kayırdığını ve  

bir yerlerden sana GÜLÜMSEDİĞİNİ  

hissettiğin,

 
 
 
 
 

sana özel olduğunu hissini yaşatan  

o garip ama hoş duygu ile  

dolu güzel bir gün diliyorum...

 
 
 
 
 

ÇÜNKÜ BUNU HAKEDECEK KADAR  

ÖZEL VE AZ BULUNUR BİRİSİN....

 
 
 
 
 

Derler ki...  

"Özel bir insana rastlamak bir an, 

özel biri olduğunu anlamak belki bir saat, 

o özel birini sevmekse belki bir gün sürebilir... 

ama o insan ÖMÜR BOYU UNUTULMAZ...

 
 
 
 
 

Bu mesajı dostlarınızla paylaşmadıysanız, 

  

muhtemelen ya günlük telaşlar içindesiniz 

ya da belki de bir mesajla da olsa ; 

  

GÜLÜMSEYEBİLECEK dostlarınızı unuttunuz....

 
 
 
 
 

DOSTLARINIZA ZAMAN AYIRIN.... 

 

 
 
 
 
 

SAĞLIKLI VE SEVGİYLE KALIN 

 

Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş

Mevlana

Büyümek bir zaman değildi. Büyümek bir ya da birkaç yerdi. Ben enstantanelerle büyüdüm, projektör makinasından atlar gibi. Hayata poz vere vere, aralarında siyah karanlık aralıklar tıkırdatarak. Hatıralarım yaşamadıklarımdır böylece.

 

Eğer yaşamın kilidiyse hareket, o kilidin anahtarı da gitmek olsa gerek…

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
Aynı mahallede kocayacaksın;
Aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma,
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.

Kavafis

Kimi sözcükler büyüsü kendinden menkul bir hüzünle birlikte yürürler. Çekildikçe uzarlar, uzadıkça kısalırlar. Tıpkı masallardaki gibi; dere tepe düz gittim, dönüp baktım ki bir arpa boyu yol gitmişim. İşte böyle bir çelişkiyi barındırırlar bünyelerinde.

İşte size sihirli bir sözcük; gitmek, ister uzatın, ister kısaltın. Nereye çekerseniz oraya gidebilir. Bir köpek kadar sadık, bir akrep kadar kalleş olabilir. Gurbetten gitmek, yurda dönmekmiş; varmak için gitmek gerekliymiş ve her gün yatağımızdan kalkıp kapıyı açınca yeni bir yerlere gidermişiz. Öyle söylerler. Söylenenler doğru mudur?

 

Yazı, yolculuğumuzun sınırlarını belirler…

Duygularım sözün kıyısına vuracak da bir yazının yolunu gözleyeceğim, dediğim çok olmuştur.

Yazı ya da şiir, hep beklemeyi öğretir bize. Çünkü içimizde hayatı alabildiğine yaşamayı arzulayan biri vardır: Çabalar durur. Bir ifadeye taşınmak ister. Yazı, şiir, beste ya da resim olmak için dilin kulağına bir müjdeyi fısıldar zaman zaman. Ne var ki sınırlandırmalarla karşı karşıya kalır. Sınırlara alışan ise bizizdir.

Hayatın yoğun bir anında duygularımız bize kendini hissettirir. Bereketsiz bir zamanda ise içimizin ötelerine çekilir.

İçimizde kendi hayatını bir türlü yaşamayan duygular barınır. Ve hep dışa aksetmek isteyen, bir ayna arayan hayaller vardır.

Bir gülü tanımlamak isteriz. Kâinatı yorumlamak arzusuna kapılırız. Rüzgarla bir yerlere taşınmak, kısacası kendimizi çözümlemek çabasına düşeriz. Bütün bunlar için kalbin kıyısında bekleriz. Bir şeyleri gün ışığına tutarız da. Yağmur şiirini yazarız ama yağmur, şiirin kendisinden esinlendiğini bilir mi? Bulutlar ya da çiçekler yazımızdan yansıyacak aşinalığı bulur mu? O çok sevdiğimiz fotoğrafın hissettirdiklerini dile getiririz de, hislerimizi paylaşan olur mu? Ve şu soru bizim için zamanı bekler durur: Yazının evine hangi dalgalar vurdu da kimden selam getirdi?

Vakit bir günün sonuna yaklaşmakta. Günbatımı şenliğine katılan kırlangıçlar, akşamın rengine kanat değdirip, öze dalışlar yapıyor. Gözleriniz kalbinize bu anı süzer. İçinizden bir kuş havalanır. Akşamın yoğunluğuna ya da bir günün serinliğine kırlangıçlar gibi kanat çırpmayı arzular. Oysa ki sözün ucu, akşama bir türlü dokunamaz. Hayalin, dalgaları içinizin sahiline ulaştırması için dua edersiniz, o kadar.

Diyeceğim, söz bir yolculuktur. Yazı, özene bezene oluşturulan bir mektup. Söz de yazı da bir yere ulaşmayı arzular. Bir ümit ulaşır da…

Ara
Sanat ve sevgi kalpten kalbe giden en kısa yolmudur
Evet
Hayır
bilmiyorum