| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 |
|
Eski zamanlardı. Yolların olmadığı zamanlar... Demek ki fakirdi bizim gibi çoğunluk,bu nedenle tasinacak yuklere talip olacak hamallar bulmak zor olmuyordu...
Hamalsan iki şey önemli oluyor senin için:
Yük ve yol...
Ancak sırtına aldığın yükle bu mesafeyi aşabilirsen, ücret mevzubahis oluyor. Aksi olursa, cereme çekiyorsun! Bunu düşünüyordum. Yanımdaki hamalla yola çıktık. İhtiyardı. Kendinden büyük bir yük almıştı. Benim sırtımda ise birkaç bavul vardı sadece, onunkinin çeyreği... Diyordum ki içimden "Çok gitmeden kıvrılırsa titreyen bacakları, yüklenirim sırtındaki yükün yarısını!.." Nitekim, çok geçmeden dedi ki: "Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!... "Ne molası, dedim ona hayretle. Ben daha terlemedim!.." Sözüme aldırmadı. Durdu. Çöktü. Salarken yükünün ipini "Sen de dinlen hadi" dedi. Benim canım sıkılmıştı bu işe. Genç olduğumu, ondan kuvvetli olduğumu, bunun gibi bir bunakla yola çıkmamın ne büyük hata olduğunu düşünüyordum. O ihtiyar, bir bacağını azıcık uzatmış halde sessizce dinleniyorken, ben huzursuz bir şekilde ayakta dolanıyordum. Bir saat kadar sonra yine durdu, oturdu, dinlendi. Ben kızgınlıkla dolandım etrafında... "Yükünü indirip sen de dinlen", demesine aldırmadım, ona daha çok kızdım... Sonra yine durdu. Bana da "dinlenmemi" söyledi yine ama dinlenmedim. Yarım saat sonra "dinlenelim mi" diye sordu, aksi aksi başımı salladım... Kaçıncı molasıydı hatırlamıyorum, birden bire dizlerimin bağı çözüldü. Kafamın içinde uçuşan kara kara sinekler sustu, çöküp kaldım. Kayış kolumdan çıktı, sırtımdaki bavullar kaydı. Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim. Uyumuştum da uyandım mı, yoksa bayılmıştım da ayıldım mı anlamadım... Baktım kendi kocaman yükünün üzerine benim bavullarımı da bağlamıştı. Küçük tasına birazcık su koyup dudağıma dayadı, içtim. Sonra koluma girerek;"Hadi kalk, dedi. Bana yaslan. Ağır ağır gider ve bir süre sonra gene dinleniriz." Dediğini yaptım. Omzundan güç aldım, ama asıl anlattıkları iyi geldi bana. "Ben yılların hamalıyım, dedi. Nice pehlivan yapılı adamlar gördüm. Çoğu, dinlenmek istemediklerinden yükleriyle birlikte kendilerini de toprağa serdi sonunda... Yolda gördüğümüz saçılmış kuru kemiklerin çoğu, anlattığım bu insanlara ait... Halbuki bir yükü "taşımak" bizim işimiz, "altında ezilmek" değil!.. Unutma ki bir yük taşıdıkça ağırlaşır. Dinlenerek sen yükünü hafifletiyorsun! Belki günün birinde hamallığın şekli değişir. Belki o günleri ben göremem. Ama sen kavuşursan o zamanlara, aman ha, kafanın içinde de sakın yük taşıma... Akşamları bırak ve hafifle... Sabah dinlenmiş olarak yeniden tekrar taşırsın yükünü. Bizim işimiz, bugünü yarına taşımak, bugünün altında yok olmak değil. Çünkü yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler var...
Yorum Ekleyin | 01 Nisan 2007 | YAZILAR
|
|
|
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi. Düşünüyorum da, Rabindranath Tagore
Yorum Ekleyin | 28 Mart 2007 | YAZILAR
|
|
|
Osho diyor ki!
İçsel sesine daha fazla güvendikçe, bu ses daha açık ve daha yüksek olacaktır. Ve bu sese daha fazla güvendikçe ve ona göre hareket ettikçe, bir süre sonra, herhangi bir şey hakkında düşünmeye bile gerek olmadığını göreceksin
Tanrı, işaretler vermeyi ve ne yapılması gerektiğini söylemeyi sürdürüyor fakat bunu fısıldayarak yapıyor Doğru olan bu. O bağırmaz. Ve biz çok fazla gürültü içinde olduğumuz için bu fısıltıları duyamıyoruz. Tanrının sesi olan iç sesinizi dinleyin Ve yalnızca dinlemekle kalmayın, ona göre davranın. Adanmışlıkla, onunla birlikte hareket edin.
İç sesinize göre davranmaya başladığınızda, bazen bu çok fazla riskli olacaktır, fakat bu riski alın çünkü nerede risk varsa orada yaşam vardır, nerede risk varsa orada gelişme vardır. Tehlikeli biçimde yaşa. Eğer bu ses 'şunu yap' diyorsa onu yapın ve sonuçlar hakkında canınızı fazla sıkmayın. Başka hiçbir şeyin bir önemi yok.
Ve bazen zihniniz bunun çok fazla olduğunu söyleyecektir bunun hakkında düşünün. Eğer düşünürseniz, iç sesiniz kaybolacaktır. Düşünürken kaybolur. Düşünmeyin. Davranın. Ve her bir hareketinizin sizi bu sese daha çok yaklaştırdığınızı göreceksiniz. Ve bu sese göre birkaç kere hareket ettiğinizde ve sesin sizi daima doğru yere götürdüğünü gördüğünüzde, içinizde herhangi bir şüphe kalmayacaktır. Ve düşünmek artık ortadan kalkacaktır.
Düşünmek iç sesin yerine geçen bir şeydir.
Tanrının nasıl dinleneceğini unuttuğumuz için düşünmek zorunda kaldık.
Farkındalık içindeki gerçek bir kişinin düşünmeye ihtiyacı yoktur. Tanrı ona her ne zaman, her neye ihtiyaç duyuyorsa vermeye devam ediyordur.
Yorum Ekleyin | 26 Mart 2007 | YAZILAR
|