sanat ve sevgi kalbten kalbe giden en kısa yoldur
Ana Sayfa > HAKKIMDA

Sanat ve Aşk Kalpten Kalbe Giden En Kısa Yoldur



Gönderen:Editör Tarih:Mayıs 14,2008


small font medium font large font
image





 “Sanat ve aşk kalpten kalbe giden en kısa yoldur” diyen  Şair ve söz yazarı Cansın Erol “Anılar ve Müzik-33’de” konuk oldu.
Kadıköy Belediyesi Gönüllü Merkezi ve Kasdav Müzik Gönüllüleri ev sahipliğinde  , Nesibe Müsevitoğlu’nun yapım ve yönetiminde düzenlenen  33.programda  dillerden düşmeyen nice şarkıda  imzası olan Cansın Erol’un eserleri yorumlandı..
Kimi zaman genç yaşta trafik kazasında kaybettiği eşine yazdığı “ Hüzün” ve “Güneşin battığı yerde” isimli güfteleri ile bizi hüzünlendirip; kimi zaman  “Eski şarkıları bıraktım”  ya da “ Gece gözlüm” ile aşk yolculuğuna çıkartan ; “ Hoş geldin” ile umutlandıran Cansın Erol, son yılların en başarılı şair ve güfte yazarıdır.
Gecede  Koro Şefi, Bestekar ve Ses Sanatçısı Gürsel Mercanlı’nın kurduğu Gülinaz Korosu da yer aldı. Birinci bölümde Koro ve  Serkan Ekin, Zekiye Kuldaş, Ahmet Arslan ,Mehtap Gürçay ,Ümit Siyahoğlu , Harika Murteza  şairin eserleri yorumladılar.İkinci bölümde de  Gürsel Mercanlı Cansın Erol’un eserlerinden oluşan bir konser verdi.
Programda, Cansın Erol  , Türk Sanat Müziğine damgasını vurmuş eserlerinin hikayelerini  ve Türk Müziğinin önemli ustaları ile anılarını da izleyiciler ile paylaştı.


Udi ve bestekar Cahit Gözkan'ın Çiftehavuzlar'daki dergahında iki haftada bir cuma günleri yapılan müzikli toplantılara  Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Semahat Özdenses, İnci Çayırlı, Cinuçen Tanrıkorur, Ferit Tan, Mualla Gökçay, Fahrettin Çimenli, Niyazi Sayın, Mithat Özyılmazel, Münip Utandı, Adnan Mungan... ve daha nice bestekar, ses ve saz üstatları katılırlar  hep beraber müzikli sohbetler yapardık diye anlatan Cansın Erol, konuklar arasında bulunan Mithat Özyılmazer’i bir şiirini okuması için sahneye davet etti.


Etkili sesi ve güzel yorumu ile izleyicilerin beğenisini kazanan Yılmazer, Cansın Erol’un gecesine gelmek için önemli bir konserini iptal ettiğini ve sanatçıya duyduğu hayranlık ve sevgiyi dile getirdi.
Cansın Hanım'ın ilk bestelenen şiiri kürdilihicazkar makamındaki “Güneşin battığı yerde” ,  1980 yılında Selahattin İçli tarafından bestelenmiş.


Cansın Erol Salonda bulunan Pınar  İçli’ye  dönerek  onların  evinde geçirdiği müzik dolu günlerin güzelliğinden ve eşi Selahattin İçli’nin onun şiirlerini  besteleyerek kendisine büyük katkıda bulunduğunu  söyledi.


Saadettin Kaynak Vecdi Bingöl ile, Selahattin Pınar da Mustafa Nafiz Irmak ile  nasıl ayrılmaz ikililer oluşturmuşlarsa, Cansın Erol da Selahattin İçli'nin vazgeçemediği şairlerden biri olmuştur. Bu ikiliye ses sanatçısı olarak Ahmet Özhan'ı da mutlaka eklememiz gerekir, çünkü bu şarkıların çoğunu ilk defa onun sesinden dinledik, onun sesinden sevdik. Söz yazarı Cansın Erol, Bestekar Selahattin İçli  ve Ses Sanatçısı Ahmet Özhan bir dönemin ayrılmaz üçlüsü olarak ünlenmişlerdi.
Selahattin İçli - Cansın Erol birlikteliği Eurovision Şarkı Yarışması' nda da devam etti. Ayşegül Aldinç' in seslendirdiği 1980'li yıllara ait o güzel şarkılar... Heyecan (Günaydın Duygularımın Sabahı) / Merhaba Ümit Merhaba / Hasret (Bir yer olmalı, bir yol olmalı, bir can olmalı...) epey popülerdi.
Cansın Erol'un şiirlerinden duygulanan ve onları notalarla şarkı haline dönüştüren tek bestekar Selahattin İçli değil... Semahat Özdenses, Rüştü Eriç, Ünal Ensari, Zeynettin Maraş, Erdinç Çelikkol, Sabri Süha Ansen, Bilge Özgen, Erdoğan Berker... gibi birçok bestekar, şairimizin şiirlerini bestelemişlerdir.
İşte bunlardan biri, Erdoğan Berker' in hicaz şarkısı:
“Seneler ne olur üstüme gelmeyin” olmuştur.
Yaşam hikayesini  kendisi şu  kısaca  şu şekilde özetledi ; “1943 Sinop doğumluyum. Öğretmen olan anne ve babamın öğretmenliği dolayısıyla, çocukluğum ve tahsil hayatım Ankara;da geçti.1962 de gümrük bakanlığı müfettişi Vural E rol;la evlenerek İstanbul,a geldik.Eşimi maalesef 1978 yılında kaybettim.Canımdan çok sevdiğim üç evladım ve biricik torunum hayat  kaynağım diyen Erol Çoçukluk anılarımı süsleyen ve belki de bu günlere gelmemde bilmeden etkileri olan iki kişi var Evimize sık,sık gelen rahmetli değerli şaiirimiz Orhan veli ve Nihal Atsız


 Kırk senedir müzik ve sanatın içindeyim Pr dr Selahaddin İçli tarafından 1980 senesinde bestelenen ilk şiirim Güneşin Battığı Yerde adlı eserdir.Aile dostum aziz bestekarımla ve sevgili eşiyle süren beste ve dostluk beraberliğimiz onu kaybedene kadar sürdü  ve sürecek dedi.


   Hüzün-Sonbahar vurgunu-Gece gözlüm-Ne zaman başlar bilinmez-Cimri mi cimri müşterek eserlerimizden bir kaçı , 1983 de Heyecan isimli eserle eurovision şarkı yarışmasında derecemiz var diyen Erol ayrıca çok kıymetli bir çok bestekarımız da yüze yakın eserimi besteledi.Merhum  sevgili Erdoğan Berkerin bestelediği Seneler Ne Olur Üstüme Gelmeyin şiirde bunlardan bir tanesi dedi.


  Geceye Adnan Mungan,Turhan Taşan  gibi değerli müzik adamları katıldılar ve sanatçı hakkında anılarını izleyicilere anlattılar.


Program sonunda Cansın Erol’a ve  geceye destek veren Gülinaz Musiki Topluluğu ile Şefleri Gürsel Mercanlı’ya  Teşekkür Plaketi sunan Nesibe Müsevitoğlu  , değerli  konukları ağırladığı “Anılar ve Müzik” programlarının bir  belgesel olarak gelecek nesillere aktarılacağını ifade etti.


 

GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR. Adı ÇOCUK.
 Orada bir köy var uzakta....
 
Güneşin battığı yerde,
Bir başka doğuşun müjdesi vardır.
Bir çocuk gülerse uzaklarda,
O zamanın durduğu andır.
 
Sarıkamış'ın bir köyünde bir okul. Ali Sofu İlkokul'u.O köyde doğmuş bir çocuk,köyün tek odalı kırık dökük okulundan mezun olur.Büyük adam olur.Sarıkamış'ın en güzel dağ otellerinin birini yaptırır. Ve köyüne kocaman güzel bir okul. Arazilerinin bütün gelirini okula verir. Her yıl okulda mezuniyet törenleri yapar ve derece alan başarılı öğrencilerini ödüllendirir. Adı Feyzi Çallı bu güzel insanın.
 
Sevgili neşe bu seneki ödül törenine beraber gidelim deyince uçtuk adeta. Anlatılmaz bir gündü. Köyün aydınlık anneleri,babaları gençleri sevgileriyle nasılda sarmaladı bizleri. Ya o çocuklar...Gözleri,küçücük kalpleri sevgi ve verilecek bir gülümsemeyi bile hemen alıp katıyla vermeye hazır cennet kokulu yavrular...Yokluğun içinde nasılda gönül zengini hepsi...Ya gencecik, en güzel yıllarını çocuklara,öğretmeye adayan,o yaşları küçük, büyük öğretmenler. Yaşıtlarının bir kısmı yaşamın ve yaşlarının bütün nimetlerini bol keseden harcarken,onlar 10 ay süren kar ve acımasız yaşam şartlarında sıcacık sevgiler saçıyorlar.
Sevgili öğretmenlerim; ELİF,ESRA,EMİNE,SEDA,VOLKAN,ELMAS,BEYHAN,HATİCE,DÜRİYE,İBRAHİM,MERYEM,genç BAŞÖĞRETMENİM, isimsiz kahramanlar. Sizler bizim yorgun kalplerimize yarınlar için umut doldurdunuz. Onur duyduk, öğretmeye ve sevgiye dönük idealleriniz ve kalplerinizle.
 
Yüzündeki her çizgide çilesi yazılı ama gözleri, dudakları sevgide genç beyaz başörtülü anneler nineler. Lise son sınıfa geçen  Nurcan. Güzel kızım benim.
Sınıf birincilerine ödüller verildi.En güzel ödül oradaki çocuklara bilgisayar. Cin gibiler ama okuldaki bilgisayardan başka hiç bir çocuğun bilgisayarı yok. Benim,Begüm'üm her zamanki çabalarıyla bir seyler yapar biliyorum.
  
Ben orada hayatımın en anlamlı günlerinden birini yaşadım. Ayrılırken gönlümün bir parçasının orada kaldığını biliyorum. Güzel çocuklarım,yurdumun güzel insanları aslında her şeye layıksınız siz....
 
Yıllarca masa başında,memleketini yaşamadan ,görmeden idare eden insanlar gördük. Güzel yurdumun her köyününe sahip çıkmanın zamanı geldi geçiyor.Eli,cebi,gönlü,sevgileri olan herkes ulaşmalı onlara. O öğretemediğimiz için kaybettiğimiz çocuklarımıza...Uzaklarda yapayalnız bıraktığımız insanlarımıza...Yıllardır kısır döngülerin unutturduklarını hatırlamalıyız artık.Bir bilgisayar,bir kitap,bir sevgi sözcüğü elimizden ne gelirse..A.B ye girmelerin,rüyasını  görürken, hala tezekle ısınan insanını, yolu 8 ay kapalı kalan köyünü ve tellerine hala kuşlar konan telgraf direklerini de görmeli rüyalarında....
 
Orada bir köy var uzakta,Gitmesekde görmesekte o köy bizim köyümüzdür.
 
SEVGİMLE

--
cansın erol

Yorumlar (1) | 03 Temmuz 2009 | HAKKIMDA
Bizi neler hasta ediyor?

A.Rasim K.Usta

Dünyamız değişiyor. Havamız, suyumuz, ormanlarımız, evimiz, işimiz, arabalarımız, telefonlarımız, yediklerimiz, içtiklerimiz, giydiklerimiz, ilaçlarımız, doktorlarımız, hastanelerimiz... Her şeyimiz değişiyor.
Cansın Erol’un Nostalji şiirinde anlattığı gibi değişiyor:

Çiçekler vardı, duman, is bilmezdik biz
O zamanlar yuvalar sıcaktı, sobalar vardı;
Geleceğe sevgi, ümit ekerdik,
Hayal hanemiz küçük sinemalardı.
Yerli malı haftaları yapılırdı okulda,
Öğrenmeye evvel ‘A’dan başladık.
Oyuncaklar teldendi ya da tahtadan,
Mutluluğu duygularda yaşardık.
Önce çiçekler soldu, sonra gökyüzü,
Işıklar arttıkça karardı sokaklar.
İnsanlar büyüdü, saygılar küçüldükçe,
Para denen kağıda hep soldu haklar.
Şimdi sevdalar farklı, eller öksüz kaldı,
Artık aşklar yaşanmıyor gözlerde.
Hep aldıkça tembelleşti sevgiler
Bir arayış sitem var yorgun gönüllerde.


Dünyada her alandaki değişmeden tıp da kendine düşen payı alıyor. Sağlık hızla ‘piyasalaşıyor’... Her şey para ile ölçülür oluyor, sağlık alınıp satılan ‘ticari bir hizmet’ háline geliyor...

Gelişen teknoloji hasta hekim ilişkilerini de ciddi şekilde yaralıyor. Tıpta baş döndürücü ilerlemeler oluyor ve neredeyse her gün yeni bir inceleme yöntemi çıkıyor... Hastalıkların teşhisinde hastanın dinlenmesi ve dikkatli muayenesi önemini giderek yitiriyor. Hekimin bilgi, tecrübe ve yeteneğinin yerini ‘elektronik aletler’ alıyor.

Hastalık teşhisini çoğu zaman doktorlar değil, biyokimya ve radyoloji laboratuarları koyuyor. Ameliyatları mahir eller değil ‘robotlar’ yapıyor. Hastalar arasında ‘Şu doktor çok iyi’ sözünün yerini ‘Şu hastanenin aletleri en iyi’ sözü alıyor. Bu gidişte gazetelerde ‘başarılı teşhis ve tedavileri için Siemens ve Olympus firmalarına teşekkür eden hasta ilanlarına’ da hazırlıklı olmamız gerekiyor.

Doktorlar ve ilaç firmaları arasındaki karşılıklı çıkar ilişkileri de değişiyor ve gelişiyor. Doktorların hiçbir para ödemeden birkaç bin dolarlık kongrelere gönderilmeleri... Bilgisayar, cep telefonu, televizyon... vb akla hayále gelmeyecek pahalı hediyelerin serbestçe verilmesi...

Tıp eğitimi de değişimden nasibini alıyor. Tıp fakültelerinin puanlarının her geçen sene düşmesi... Eğitimin giderek nitelik kaybetmesi... Usta-çırak ilişkisinin bitme noktasına gelmesi... Eğitimin ezbere dayanması... Hekim kalitesini ciddi şekilde etkiliyor... Hekim hataları artıyor.

Hükümetlerin ve sağlık bakanlığının yanlış politikaları da çok önemli: Popülizme yönelik geçmişten gelen uygulamalar... Sistemdeki tüm olumsuzlukların doktorlara mál edilmesi... Sağlığın kalitesinin doktor sayısı ile ölçülür olması... Hastanelerde rehin tutulan hastalardan doktorların suçlanması... Hekim dağılımındaki dengesizlik... Alt yapı ve hemşire, hastabakıcı, laborant, teknisyen... gibi yardımcı sağlık personeli yetersizlikleri... bunlardan sadece birkaçı.

Doktorların yataktan diş macununa, çocuk bezinden kadın bağına... çeşitli ürünlerin reklámlarında boy göstermelerini ve ‘medyatik doktorların’ ünlü olma, hasta kapma adına yaptıkları yanlışların yarattığı güven kaybını da dikkate almak gerek.

Medyada, doğruluğu kanıtlanmamış hasta şikáyetlerinin -hatta bazen iftiraların- hekimi suçlayan haberler olarak yayınlanması, hekimin gerçekten kusurlu olduğu münferit bir olayın sık yapılan bir yanlış gibi sunulması; sağlıkla ilgili her olumsuzlukta doktorların suçlanması... da yabana atılmaması gereken faktörler.

Şimdi, bundan 50 sene kadar önce ölen ünlü hiciv şairimiz Neyzen Tevfik’in, daha tıbbın hayatımıza bu kadar girmediği bir çağda söylediklerine kulak verelim:

Bir hazakatzedeyim, midemi tıp tepti benim
Kırk katır tepse yıkılmazdı bu muhkem bedenim
Kapladı her yanımı sancı, elem, ağrı, bere
Bir mezar oldu vücut, sanki etibba haşere
Hastane sanarak çok yere girdim çıktım
İbret aldım oralardan da canımdan bıktım.

‘İyi ki Neyzen bu günleri görmemiş, yoksa tıbbın da doktorların da háli yaman olacakmış’ diyelim ve sözü gene Cansın Erol’a bırakalım:

Ama biliyorum bir yerlerde bir dolu kalp var.
Güzelliklerde sevmek, sevmek diye çarpan
Hangi güç döndürürdü ki dünyayı hálá
Var olmasaydı sevgi dolu yüce insan.



Hüzünlü hüzzam besteler Eski bir gramofondan taş plak dinlediyseniz bilirsiniz, önce iğnenin cızırtısı, sonra kanûnun taksimi dolar odaya. Şarkıların ne...
Malatya Musiki Derneği tarafından Prof. Dr. Selahattin İçli anısına konser düzenledi. Orçun Akgün yönetiminde koro İçli'nin eserlerini seslendirdi. Konserde, şair Cansın Erol bestekar İçli'nin eserlerinden sunduğu örneklerle davetlilere şiir dinletisi sundu.

İnönü Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi Salonu'nda düzenlenen konsere, Vali Halil İbrahim Daşöz, 2. Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız, Atatürk'ün Manevi Kızı Ülkü Adatepe, Belediye Başkanı Cemal Akın, Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Demirdağ, İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, askeri ve mülki erkan, daire müdürleri ile çok sayıda davetli katıldı. Türk müziğine büyük katkıları olan geçen yıl vefat eden ünlü bestekar Prof. Dr. Selahattin İçli'nin yaşamını anlatan slayt gösterisiyle başlayan konserde, Orçun Akgün yönetiminde koro İçli'nin eserlerini seslendirdi. Konserde, şair Cansın Erol bestekar İçli'nin eserlerinden sunduğu örneklerle davetlilere şiir dinletisi sundu.
Malatya Musiki Derneği Başkanı Mehmet Tunç Yıldırım yaptığı konuşmada, sanata destek verilmesini isteyerek, konseri düzenlerken katkı sağlayan kurum ve kuruluşlara teşekkür etti.
Konserin sonunda, Vali Halil İbrahim Daşöz, 2. Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız, Belediye Başkanı Cemal Akın, İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu ile Atatürk'ün Manevi Kızı Ülkü Adatepe ve konserin katılımcılarına plaket ve çiçek sunuldu.

Yorumcu (Besteci) Sıralama
Halay 5 Yıl Önce 10 Yıl Sonra (Ülkü Aker - Selçuk Başar) 1.
1945 Sezen Aksu (Aysel Gürel-Onno Tunç) -
Sanki Dün Gibi Coşkun Demir (Selmi Andak) -
Mutluluk Dansı Grup Ben-Sen-O (Semra Öztan) -
Merhaba Ümit Ayşegül Aldinç (Cansın Erol - Selahattin İçli) -
Olmaz Olsun Neco (Ayşe Manioğlu Irmak - Selçuk Sun) -
Hayallerin Işığında […]

1984  EUROVİZYON  1983

Eser Yorumcu (Besteci) Sıralama
 
Opera Çetin Alp & The Short Waves (Aysel Gürel - Buğra Uğur) 1.
Atlantis Beş Yıl Önce On Yıl Sonra  (Aysel Gürel - Atilla Özdemiroğlu) -
Heyamola Mavi Yolcular (Ali Kocatepe) - 
Dön Bana Coşkun Demir (Karen Garson - Aydın Esen) -
Yaşayamam Mehmet Senpeç (Yusuf Eradam)  -
Heyecan Ayşegül Aldinç (Cansın Erol - Selahattin İçli) -
Boğaziçi […]

Yorumlar (1) | 16 Mayıs 2007 | HAKKIMDA
Ara
Sanat ve sevgi kalpten kalbe giden en kısa yolmudur
Evet
Hayır
bilmiyorum
Trenden Anadolum
BİYOGRAFİ
Mart 2010
PzrPztSaÇaPeCuCts
123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031
Aylık Arşiv
Şubat 2010
Mart 2010
Yıllık Arşiv
Son Fotoğraflar
Oğlum İtalyan arkadaşıyla Ani Harabelerinde
hAYATA BAKIŞ
YAVRU KEDİ
Işığa bakan kadın
Çiçekler
Trakya
KEKOVA
Rüyadaki ev
Anneanemin perdeleri