sanat ve sevgi kalbten kalbe giden en kısa yoldur
Ana Sayfa > MUSIKİNİN SANATIN USTALARI
Bir yıldız daha kaydı dünyamızdan...
 

Yıllar evvel Levent'te oturuyorduk. Levent şimdiki Levent değil.Vasıtası az, her yere uzak.

Kışın kar yağdığı zaman sokağa çıkamazsın. Cebimizde para kısıtlı.Ama biz Levent'ten Cağaloğlu'na Gazanfer Özcan tiyatrosuna giderdik hiç  bıkmadan.

Tiyatronun altın çağlarıydı.İstanbul  tiyatrosu,Muammer Karaca, Haldun Dormen, Nejat Uygur vs.TV  daha hayatımıza girmemişti ve biz aşıktık onlara.

Bizim ülkemizde gerçek sanatçı olmak,çok zorlu uzun bir yoldur. Gazanfer Özcan,Gönül Ülkü'de tiyatrolarını yaşatmak için bir ömür verdiler. 

O devlet sanatçısıydı. 78 yaşındaydı ve 40 milyardan üç haneli rakamlara çıkan vergi borcunun ağırlığıyla yaşadı son yıllarını. Onu  DEVLET SANATÇISI yapan devleti ve zengini,o ve onun gibi gerçek sanatçılara ve insanına ben bildim bileli sahip çıkamadı.

Sevenleri üzülmesin diye hastalığını bile saklayan,o ince rakik insanın hissettiklerini ta içimde duyuyor ve daha çok üzülüyorum... 

 

Kaybedince anlarız gidenin kıymetini,

Yaşarken kırdıysan kalbi,ne önemi var.

Can gittikten sonra vefa,sadakat,

Kendini tatmindir dili oyalar...

 

Nur içinde yat aziz sanatçım..Sen ölümle ölmeyenlerin safına katıldın.Maddiyatla,hırslarla ölmezliği arayanlar sizlerden derste alamıyorlar ne yazıkki.

 

NE HABER

 

 

Söndürsen de yangınları içte köz kalır ,
Yıksalar değerlerini ruhta öz kalır,
Gönül affetsede dilde iz kalır
Kırdınsa kaseyi camdan ne haber...?

Alsalar ışığını gördüğün yeter,
Zaman, sabır denirde sabırda biter,
Sevgiler kuş kanadında uçuşup gider,
Kırdınsa kalbini yardan ne haber...?

Ne ekersen dünyada onu biçersin,
Üzdüysen gönülleri neyle silersin,
Kime kalmış bu alem sende gidersin
Anılmazsa ismin candan ne haber...?


--
cansın erol
Yorum Ekleyin | 22 Şubat 2009 | MUSIKİNİN SANATIN USTALARI

Yıl 1942...Gencecik bir öğretmen, askerlik görevini yapmak üzere teğmen olarak Gelibolu'ya gelir.Yanında yeni evlendiği kendi gibi öğretmen olan hamile eşiyle. Dünya İkinci Cihan savaşını yaşamaktadır.Balkan hududunda Almanlar.Türkiye savaşa girmemek için bütün çabasını gösterirken, yaşanan sıkıntılar had safhadadır. Büyük şehirlerde ekmeğin,şekerin vesikayla verildiği günlerde, Gelibolu'daki köylüler otları depo ederek  yiyecek stokları yapmaya çalışırlar.
Genç çift yaşadıkları o zorlu günlerde, çok yakın dostlar edinirler.Onlardan biride şair Orhan Veli'dir.
Genç çiftin bu arada bir kızları olur. İsmini Orhan Veli koyar.
Ayla..
Ama bebek oradaki zor şartlar ve doktor yokluğundan,maalesef kaybedilir.
Genç çift acıyla biraz kendi içlerine kapanır.Kimseyle görüşmez olurlar.
Orhan Veli ne yapsa bu acı duvarlarını yıkamaz uzun süre.
Sabreder,sabreder,bir gece atlar atına dayanır kapılarına...Kapıda kapı hani.
Ev de derme çatma bir kulube...Girer içeri doğru yattıkları odaya girer atla.
Genç çift korku şaşkınlıkla fırlarlar yataklarından.
At Orhan Veli ve bizimkiler otururlar odanın ortasına.Ellerinde üç plastik bardak,içer dertleşir ağlarlar.Sabah gün ışırken, top sesleri altında gülme krizleriyle ayrılır Orhan Veli Evden atıyla.
O genç öğretmen benim annem ve bababamdı.İlk evlatlarını gelibolu'da bıraktılar.Ama orada geçen üç yıl hep taze anılarla yaşadı bizim dünyamızda..
Babam bunları bana anlatırken hem gözü dolar hemde gülerdi...Babam kkısa bir süre sonra İkinci askerlik için Diyarbakır'a gitti.Orada askerlik yaptığı 4 yıl boyunca çoğunlukla yalnızdı.O devrede yazılmış çok güzel sevda ve aşk şiirleri vardır.
Orhan Veli Ankara'daki iki katlı evimize sık,sık gelirdi.Çok güzel şiir yazan babamla  iyi anlaşırlardı.İkisi de genç  ve o günün yönetimlerine ters düşen idealistleriydi. Orhan Veli çok güzel karikatürlerde yapardı.Hatta babamın asker kıyafetiyle yaptığı bir karikatürüde var.
Ama maalesef Hürriyet gazetesinin  bir muhabirinin benimle yaptığı bir röportaj için aldığı o karikatür ve resimleri hala alamadım .Tekrar duyurulur..
Hayatın koşuşturmaları ve hızı arasında,bazı yaşadıklarımız normal şeylermiş gibi geçip gidiyor.Ama yıllar geçip anılar tortulandıkça,insan o zaman anlıyor kıymetini.Babamın, büyüklerimin,  güzel insanların, dostlukların bana masal gibi gelen anlattıkları ve yaşattıkları bu gün paha biçilmeyen hazinelerim.

Öğretmen,ilk pilotlardan,şair babam benim nur içinde yat.
29 Ekim 1979 da yazdığı bir şiir;

Ata'ya Özlem

Atam sen gideli kalmadı nimet
Kapladı vatanı sanki bir illet
Seninle var oldu bu yüce millet
Kenarda köşede kaldı yüceler,
Meclisine doluştu bazı cüceler...

Bütün düşmanları dize getirip,
Büyük Cumhuriyetini emanet edip
Rahat ve huzurla dünyadan gidip,
Bıraktığın gençler kan davasında
Analar-babalar can davasında...

Yeşil Türkiye'de orman kalmadı,
Vatandaşta borçtan derman kalmadı,
Namussuzlar için ferman kalmadı
Sanırsın memleket susuz çöl oldu
Vurguncu kasası bitmez göl oldu...

Yarının büyüğü sahipsiz gençler
Sağcı-solcu diye cinayet işler
Kana buladıdılar yabancı güçler,
Geri kalmışlığa mahkum oldu Türk
Yandı memleketim büyük Atatürk...

Babam 1942 de buna benzer şiirler yazmış 1979 DA yukardaki şiiri...
yıl 2009 Ve yorumsuz...


1976da bana doğum günümde armağan ettiği bir akrostiş şiiri.

Hasret

Canım güzelim,gülüm güzel yüzlü Cansın'ım
Anarım hayalini bucak,bucak sevgilim,
Neler yazmak isterim,sazlı sözlü Cansın'ım,
Anmak isterim seni kucak,kucak sevgilim.

Işık,ışık çocuklar seni anımsatırlar,
Ne yazsam yavan kalır,şu çaresiz satırlar..
Ali Demircan.
Sevgilerimle

 

 

 

 

 

Yorumlar (1) | 02 Mayıs 2009 | MUSIKİNİN SANATIN USTALARI
Ben ilkokul talebesiyken okulumuza gelirdi yılda bir kaç defa. Kolundaki genç yürümesine yardım ederdi. Gözleri görmüyordu. İnce uzun saplı sazını alır, kendi şiirlerini seslendirirdi. O zamanlar içindeki derin felsefeyi, güzellikleri pek fazla anlamadan ama pür dikkat dinlerdik.
Adı Aşık Veysel'di. Ankara'nın bütün kazalarını dolaşır, geçimini sağlardı. Allah'tan nice değerli insanını, sanatçısını yaşamdan kırgın ve incitilmiş yollayan yurdum onu yaşarken onurlandırabildiği sanatçıların arasına koyabildi. Geç de olsa.
Dost, dost diye nice nicesine sarıldım
Benim sadık dostum kara topraktır.
Karanlık dünyasında kalbi kör kimler yazdırttı bu dizeleri ona kimbilir.
Dost kelimesi. Çok sık kullandığımız tek bir hece... Çoğunlukla bulamadığımızdan yakındığımız, ya da bozuk para gibi harcadığımız doyumsuz zenginlik. İçinde sevgi, vefa güven barındıran yaşam şanslarından biri. Dünya yaşamımız bittiği zaman geride kalanlara bırakabileceğimiz en büyük miraslarımız arasında.
Geçenlerde anı hanemde dolaşırken bir şiir geçti elime. Bugün çoğunu kaybettiğim ama kalbimde bütün varlıklarıyla yaşayan dostlarımın bana bıraktığı çok güzel bir miras.
1970 lerden beri dostlarla şiir müzik toplantıları yapardık. Bursa'da, Ankara'da İstanbul'da. Doyumsuz saatlerin nasıl geçtiğini anlamazdık. 1990lı yıllarda kısa bir süre İstanbul'dan ayrıldım. Dost meclislerine katılamadım.
Bir akşam Bursa'da beni anmışlar. Allah çok uzun ömürler versin büyük şaiirim, üstadım Bekir Sıtkı Erdoğan bir peçeteye içinden gelen iki dizeyi yazıvermiş. Peçete elden ele dolaşmış herkes iki satır ilave etmiş. Ortaya doyumsuz bir şiir çıkmış. Yıllar sonra bir karşılaşmamızda muhterem hocam Bekir Sıtkı o peçeteyi bana verdi.
Bekir SITKI Erdoğan..Düştün yola dost alemi efkare bıraktın
Bin pare bölüp bizleri bin pare bıraktın..
Orhan Ete.. Bilmem ne yapar neyleriz bu onmaz acıyla,
Ardında huzursuz nice avare bıraktın.
Bekir Sıtkı.. Varlığın bize yepyeni bir imkan olacaktı
Heyhat bu imkanı ellere bıraktın.
Orhan Ete.. Ben derdime her çareyi dostluğundan umarken
Sen gittin bizi böyle biçare bıraktın.
Hüseyin Tansever.. Sevdik seni dost öyle ki hem canı gönülden
Besbelli sen dostları dildare bıraktın.
Bekir Sıtkı.. Erken gidiyorsun ama ey dost
Asla feri sönmez nice seyyare bıraktın.
Bekir Sıtkı Hocam ve ben kaldık o günlerden. Ona bütün kalbimle uzun ömürler diliyor, sonsuz sevgi saygı ve minnetlerimi yolluyorum. Ben ne şanslıyımki Allah hüzünlerin yanında böylesine güzel insanlarla beraber olabilme imkanını verdi.
Onların bu paha biçilmeyen dizelerine mahçup iki iki satırla seslenmek istiyorum.
Gittiniz bir başka dünyayı güneşle aydınlattınız
Ayrıyız ama bana dostluğunuzla sonsuzu bıraktınız.
Cansın Erol
 Yanıtla Yönlendir
Yorumlar (1) | 18 Ağustos 2008 | MUSIKİNİN SANATIN USTALARI
Ahmet Rasim Küçükusta       

CANIM İSTANBUL

Nedim ` den Yahya Kemal ` e, Necip Fazıl ` dan Bedri Rahmi ` ye, Orhan Veli ` den Ümit Yaşar Oğuzcan ` a, Faruk Nafiz ` den Ziya Osman Saba ` ya, Mustafa Necati Karaer ` den Yavuz Bülent Bakiler ` e, Hüceste Aksavrın` dan Cansın Erol ve Ayhan İnal ` a birçok şairin eserleri var Canım İstanbul ` da. Şiir okumanın da tıpkı bestekarlık veya ses sanatçılığı gibi başlı başına bir sanat olduğunu düşünüyorum. Yahya Kemal Beyatlı `Edebiyata Dair`in ilk makalesi olan `Şiir Okumaya Dair` başlıklı yazısında bakın neler diyor: `Halis bir şiiri okumak demek ona şairinin verdiği musiki ayarıyla, fazla veya eksik bir ses ilave etmeksizin, musikiden anlayanların tabiriyle, falsosuz okumak demektir. Okuyabilmek için de ona tam bir vukuf hasıl etmek, ondan sonra onu hançere ve dudakların tam bir hakimiyeti ile ifade etmektir. Halis bir şiire, onu söylemiş olan şair, mısra , mısra ifade dantelesinin eksiksiz bir şeklini vermiştir; artık ona onu okuyacak kimse bir aksan ilave edemez. Zaten halis şiiri çok iyi anlamış bir okuyan onu, mükemmel ve tam olarak okumaktan haz duyar. Onu bozmaktan korkar.` ŞİİR OKUMAK BAŞKA ŞİİRİ OKUMAK BAŞKA `Okur yazar olan herkes şiir okur ama şiiri okuyamaz. Şiir okumak, şiiri seslendirmek, başka bir deyişle harfleri sese dönüştürmek demektir. Oysa şiiri okumak, o şiiri yeniden üretmek demektir.`` diyen Sabit Kemal Bayıldıran ne kadar da haklı sözlerinde. Özyılmazel de Canım İstanbul `da şiiri okuyor, onu yeniden üretiyor. ŞİİRE İHTİYACI OLMAYAN ŞEHİR Dünyada her şehir için şiirler yazılmıştır, şarkılar bestelenmiştir. Her şehrin belki buna biraz ihtiyacı da vardır. Üstelik, hakkında İstanbul kadar çok şiir yazılmış, şarkı bestelenmiş başka bir şehir de var mıdır yeryüzünde bilemiyorum. Oysa, İstanbul `un şiire ihtiyacı yoktur aslında, İstanbul kendi başına bir şiirdir, bir şarkıdır. Ama, her halde şairin de şiirin de İstanbul `a ihtiyacı vardır. Nedim ` in bir taşına tüm Acem ülkesini feda ettiği İstanbul ` a. Bu şehr-i Stanbul ki bi-misli bahadır Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır MUSİKİ ŞİİRİN İÇİNDE, ŞİİRLE MUSİKİ İÇİÇE Devlet Klasik Türk Müziği Korosu sanatçılarından Mithat Özyılmazel , on parmağında on marifet olan bir kişi. Kanun ve kudüm çalıyor. Bestekar, sunucu, kabare oyuncusu, şovmen, notist, koro şefi, musiki hocası. Ülkemizin en şiiri en iyi okuyan sanatçılarından da biri aynı zamanda. Canım İstanbul isimli CD ` de Özyılmazel şiirleri klasik sazlar eşliğinde yorumluyor. Şiir ve musikinin güzel bir ahengi oluşmuş. Mesela, Tanburi Cemil Bey ` in şederaban peşrevi eşliğinde Yavuz Bülent Bakiler ` in şiirini dinliyorsunuz: Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden Martılar konuyor omuzlarıma Gözlerin İstanbul oluyor birden Şiirler, Fahrettin Çimenli ` nin yaylı tanburu, Kemal Demir ve Kemal Caba ` nın kemanları, Osman Nuri Özpekel ve Necati Çelik `in udları, Gamze Ege Köprek ve Murat Aydemir `in tanburları, Salih Bilgin ve Volkan Yılmaz ` ın neyleri, Lütfiye Özer `in kemençesi ile Taner Sayacıoğlu ve Pınar Somakçı` nın kanunları eşliğinde gönüllere doluyor. Ahmet Haşim , şiirle müzik arasında bağıntı kurduğu `Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar` başlıklı yazısında, `Halbuki şair ne bir hakikat habercisi, ne bir belagatli insan, ne de bir vazıı kanundur. Şairin lisanı nesir gibi anlaşılmak için değil, fakat duyulmak üzere vücut bulmuş, musiki ile söz arasında, sözden ziyade musikiye yakın, mütevassıt bir lisandır.` der. İSTANBUL OLMAK Canım İstanbul `da bazılarını birçoğumuzun bildiği ünlü şiirler var. Orhan Veli ` nin İstanbul `u Dinliyorum` u ve Yahya kemal` in Hayal Şehir `i gibi. Ya da Bedri Rahmi ` den İstanbul Deyince: İstanbul deyince aklıma martı gelir Yarısı gümüş, yarısı köpük Yarısı balık yarısı kuş İstanbul deyince aklıma bir masal gelir Bir varmış, bir yokmuş Bir de az bilinen veya belki de ilk defa duyacağınız şiirler de yer alıyor. Bunlardan biri, babamın da yakın dostu olan rahmetli şair Mustafa Necati Karaer ` in İSTANBUL OLMAK isimli şiiri: Değişen belki Boğaz ` ın suları Bu İstanbul sabahında seni buluyorum Nasıl söylemeli bilmem ki-Aşağı yukarı- Ben İstanbul `a geldim mi, İstanbul oluyorum. Bebek` de ellerin, Küçüksu ` da yüzün Sırtında deniz mavisi bluzun; Kavak ağaçlarında ince uzun Bir İstanbul sabahında seni buluyorum Düştü pencerelere bir günaydın, Evlerin, yolların uyanması yakın, Tek çizgide şimdi dün, bugün, yarın Bir İstanbul sabahında seni buluyorum Beni Eyüp ` e götürür bulutlar, Belki onların da bir bildiği var, Şarabım Beyoğlu , ekmeğim Üsküdar Ben İstanbul `a geldim mi, İstanbul oluyorum. Çok uzaklardan gelmişim, ıslanmışım, Şiir yazmak değil, sevmek işim; Ne olur, bozulmasın düşüm, Bu İstanbul sabahında seni buluyorum, Ben İstanbul `a geldim mi, İstanbul oluyorum. Bir başka büyük şair, Ümit Yaşar Oğuzcan da bakın nasıl anlatmış İstanbul `u: EVİN İÇİNDE İSTANBUL Evin içinde bir oda, odada İstanbul Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul Adam sigarasını yaktı bir İstanbul dumanı Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul Çocuk bir olta atmıştı denize gördüm Çekmeğe başladı, oltada İstanbul Bu ne biçim su, bu nasıl şehir Şişede İstanbul , masada İstanbul Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım Nereye gidersen git, orada İstanbul İstanbul ` da yaşıyorsanız da, İstanbul ` dan çok uzaklardaysanız da, İstanbul `u seviyorsanız, hele de bu şehre aşıksanız Canım İstanbul tam sizin için. Pablo Neruda , ne güzel söylemiştir: ``Şiir yazanın değil ihtiyacı olanındır`` .

2006-06-20 HaberX

Yorum Ekleyin | 08 Mayıs 2008 | MUSIKİNİN SANATIN USTALARI
Sevgili kızım Cansın'ım,
Rahmete vesile olsun diye,hislerimi yazabileceğim.Hayır o güzelikler,içimden kopanları bestelerim ifade ediyor.
Siz şairler olmasa bizde olmayız.Söz dışında,saz semaileri,ilahilerle iktifa edeceğiz.
Eşi olmayan şairsin.Öyle oldoğunu topluma isbat ettin.Ve güzel konuşmalarınla hepimize hayat veriyorsun.
Seni yine ilhamlarınla baş başa bırakırken,gözlerinden öperim.

Manevi annen Semahat Özdenses.
10 EYLÜL 2000

O çocukluğumun radyosunun,güzel duygulu sesiydi.O yaşlarda bile bestelerine bayılırdım.Melahat Pars gibi nadir ve çok değerli kadın bestekarlarımızdandı,Sevgili Semahat Özdenses.
Müziğin sanatın büyülü dünyası,ve şansım o ve onun gibi birçok değerli,büyük sanatçıyı tanıma fırsatı verdi bana.
Semahat hocam son zamanlarda sık,sık arardı beni Bende onu.Dertleşir, dedikoduları anlatırdı bana.Sevgili Selahaddin İçli yi çok severdi.Selahaddin beyin amcası büyük bestekar Şerif İçli ile olan dostluklarını anlatırdı.Şimdi Maltepe huzur evinde.Sık,sık gidiyorum ziyaretine.Hastalığına rağmen yine de hatırlıyor.
Geçen akşam,Pop Starda izledim onu.Belleğinin ona vefasızlık etmesine rağmen,şarkılarını ve o büyük alkışları duyduğu anda ki yüzünün ve gönlünün ifadesini içime doldurdum hazla Gözyaşlarımı tutamadım.Kıpırdatamadığı ellerini o alkışlara cevap vermek için,kaldırmaya çalışıyordu.Ve çok mutlu olmuştu biliyorum.
Sanatın,müziğin,büyüsü güzelliği ve gücü,ışık,ışık,kalbinde tekrar uyanıyordu ve kalbinde hissediyordu eminim.
Akşam oldu hüzünlendim ben yine
Hasret kaldım gözlerinin rengine.

Her mevsim içimden gelir geçersin ve daha nice ölümsüz bestelerin bestekarı güzel sesi sen ve senin gibi değerli sanat abideleri eserleriniz ve sevgilerinizle sonsuza kadar yaşayacaksınız ve hep var olacaksınız..Önünüzde bütün kalbimle ve saygıyla eğiliyorum....
Cansın Erol


.
Yorum Ekleyin | 05 Mayıs 2008 | MUSIKİNİN SANATIN USTALARI
Selahattin İçli de gitti...


EĞER Türk musikisini, "alaturka"yı severseniz, hele Emel Sayın'dan "Zeytin Gözlüm" şarkısını dinlerseniz, Dr. Selahattin İçli'yi mutlaka anmalısınız. Hüceste Aksavrın'ın bu güftesini, geçenlerde kaybettiğimiz. Selahattin İçli bestelemiştir:
"Zeytin gözlüm özlem ektim yollara/Rast gelirsen, halimi sor onlara/Gül kurusu akşamlar senden yana/Zeytin gözlüm uzaklarda işin ne/Şarkıları düşürürüm peşine."
Hüseyni/sofyan makamındaki bu şarkının bestekârı, rahmetli Selahattin İçli'dir.
Ya Ahmet Özhan'dan "Sonbahar Vurgunu"nu dinlerken birden ürperdiğinizi anlamaz mısınız? Cansın Erol'un güftesini, yine Selahattin İçli kürdi/softan makamında bestelemiştir.
"Aşk ilkbaharsa bir meltemmiş/Yaz günleriyse tatlı sıcaklık/Çok yakarmış güneşin solgunu/Tanrım bu sonbahar vurgunu."
***
TIP doktoru olan Selahattin İçli'nin 149 bestesi vardır, beste yaparken, makam, nota dışında, musiki üzerinde düşünmüştür.
Mesela bestekâr kimdir, nasıl olmalıdır?
"Bir bestekârın sahip olması gereken vasıflardan biri de hür düşüncesidir. Geçmişi özümsemek, günü değerlendirmek, ileri ufuklara koşmak, katı kuralcılığa asla taviz vermeden, benim için ne derler, ne düşünürler endişesine kapılmadan eser vermek... Zaman zaman isyankâr, cüretkâr, biraz gözü kara, ama hep yaratıcı olmak... ancak bunların hiçbiri bir bestekâra acayip olma hakkını vermez."
***
MÜZİKLE uğraşanlar "prozodi" deyimini sık sık duymuşlardır.
Prozodi, bir dilin vurgu, telaffuz, mana ve ahenk unsurlarını dikkate alarak en mükemmel besteyle uygulamasıdır. Burada hareket noktasının doğru olanı, özellikle konuşma dilinin müziğe aksetmesidir...
Böyle diyen merhum İçli, "Bir bestekârın evvela kendi kültür dilini çok iyi konuşabilmesinin vazgeçilmez olduğudur. Kendi kültür dilini -bir zamanlar İstanbul Türkçesi idi- bilen ve bizzat kullanan bir besteci için başka prozodi kuralına ihtiyaç kalmaz" diye de ekler.
***
YABANCI bir besteye Türkçe söz yazmak, ya da önce müziği notaya dökmek sonra söz oturtmak...
Çok sık rastlarız bu örneklere...
Rahmetli Dr. İçli bunlara karşıdır:
"Bir yabancı besteye Türkçe söz yazmak yanlıştır ve birçok örneği görüldüğü gibi kötü sonuç verir. Önce müziği yazarak, sonradan söz oturtmak da büyük bir hatadır. Şiirden hareket etmemiş beste ne mana ne de dil prozodisine uyum sağlamaz. Bu tarz, hafif müzik alanımızda maalesef dilimize ihanet eden şarkıların yıllarca yayılmasına sebep olmuştur. Günümüzde ise bir felaket halinde devam etmektedir."
Merhum bu düşüncelerini 1997'de söylemiştir, şimdi yıl 2006, dokuz yıl geçmiş, acaba felaket ne durumda?

h.pulur@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Fransız cumhuriyet ideolojisi
FRANSIZ iş dünyasının en üst kuruluşu Medef'i...
Çetin ALTAN
Duygusal ve beyinsel bir mengene
Önceki gün saat 11.30 suları... TV ekranların...
Melih AŞIK
Tanyeli kıvırmadı
Haber Bugün gazetesinden... Başlığı "Zulüm ve...
Fikret BİLA
Sağlık Bakanı Akdağ: Özel sistem kurulacak
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a rahatsızlığı ...
Hasan CEMAL
Hiç aklıma gelmezdi!
Siyasette çok şey aklıma gelirdi de, Baykal'ı...
Güneri CIVAOĞLU
Kafada uyum
Türkiye'nin AB yol haritasında yükselen bariy...
Can Dündar
Fransa'ya tepki mi? Ne tepkisi?
Dün Avustralya radyosundan aradılar:
Hurşit GÜNEŞ
2006 bütçe performansı -1-
Bir bütçenin belki de en önemli ve esnek tara...
Doğan HEPER
İnkâr, ret ve Orhan Pamuk
ÇOĞUMUZ Fransa'nın kabul ettiği gibi, "soykır...
Semih İDİZ
AB'den, Kıbrıs'ta 'bedel ödetme' tehdidi var
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs konusu...
Sami KOHEN
Askerin konuşma hakkı...
İNGİLTERE bugünlerde generallerin hükümetin p...
Metin MÜNİR
'En beğendiği' kuruma sattı, şimdi tatile çıkıyor
Erol Sabancı, 20 yıldır aile toplantılarında ...
Hasan PULUR
Selahattin İçli de gitti...
EĞER Türk musikisini, "alaturka"yı severseniz...
Derya SAZAK
Başbakan'ın sağlığı
2002 seçimlerini hızlandıran süreçte Başbakan...
Meral TAMER
Cenazenizde hangi müzik çalınsın istersiniz?
Venedik Bienali, 110 yıllık tarihinde İtalya ...
Yaman TÖRÜNER
Merkez Bankası reformu nasıl olmalı?
Pazartesi günkü yazımda, bu konudaki ipuçları...
Güngör URAS
2007 bütçe taslağına göre ekonomi ne büyür, ne küçülür
Son zamanlarda bir "frene basma, ekonomiyi so...
Serpil YILMAZ
Toprağın hakkını savunanlar geliyor
Yerli ve yabancı sermayenin yeni yatırım terc...
M. Ali BİRAND
Başbakan'ın verilmiş sadakası varmış
TV haberlerinde ve gazetelerden Başbakan'ın b...

© 2006 Milliyet
Yorum Ekleyin | 30 Temmuz 2007 | MUSIKİNİN SANATIN USTALARI
Ara
Sanat ve sevgi kalpten kalbe giden en kısa yolmudur
Evet
Hayır
bilmiyorum
Trenden Anadolum
BİYOGRAFİ
Mart 2010
PzrPztSaÇaPeCuCts
123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031
Aylık Arşiv
Şubat 2010
Mart 2010
Yıllık Arşiv
Son Fotoğraflar
Oğlum İtalyan arkadaşıyla Ani Harabelerinde
hAYATA BAKIŞ
YAVRU KEDİ
Işığa bakan kadın
Çiçekler
Trakya
KEKOVA
Rüyadaki ev
Anneanemin perdeleri